Ashâb-ı Karye Kıssası

Ashâb-ı Karye Kıssası

13/10/2026 — admin

Elçileri Yalanlayan Şehir Halkı ve Habîb-i Neccâr

Kur’ân-ı Kerîm | Yâsîn Sûresi, 36/13–32

Giriş: Bir Şehir, Üç Elçi ve Hakikatin Yanında Duran Bir İnsan

Bir şehir düşünün…

İnsanların gündelik hayatlarını sürdürdüğü, ticaret yaptığı, geçim telaşına düştüğü bir şehir. Sokaklarında insanlar dolaşıyor, evlerinde aileler yaşıyor, herkes kendi geleceğini kurmaya çalışıyordu.

Fakat bu şehrin insanları, hayatlarının en önemli sorusuyla karşı karşıya kalacaklardı:

Kendilerine hakikat ulaştığında onu kabul edecekler miydi, yoksa alıştıkları hayatı korumak uğruna reddetmeyi mi seçeceklerdi?

Allah Teâlâ, Yâsîn Sûresi’nde bu şehir halkını örnek vererek anlatır.

Şehre önce iki elçi gönderildi. Halk onları yalanladı. Bunun üzerine üçüncü bir elçiyle desteklendiler.

Ancak şehir halkının önemli bir kısmı, kendilerine yapılan çağrıyı kabul etmek yerine elçileri uğursuzlukla suçladı ve tehdit etti.

Tam bu sırada, şehrin uzak tarafından bir adam koşarak geldi.

Bu adam, toplumunun baskısına rağmen elçilerin yanında durdu. İnsanları Allah’a kulluğa çağırdı. Kendisine hiçbir çıkar sağlamayacak bir hakikati savundu.

Kur’ân onun adını söylemez. Ancak klasik tefsirlerde bu kişinin Habîb-i Neccâr olduğu nakledilir.

Kıssanın merkezinde yalnızca elçileri reddeden bir şehir değil, aynı zamanda hakikati tanıdığında onu savunmaktan çekinmeyen bir mümin bulunmaktadır.

1. Ashâb-ı Karye Kimlerdi?

“Ashâb-ı Karye” ifadesi, “şehir halkı” veya “belde sakinleri” anlamına gelir.

Kur’ân-ı Kerîm, bu topluluğun yaşadığı şehrin adını açıkça bildirmez.

Yâsîn Sûresi’nde şöyle buyrulur:

“Onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.”

Yâsîn Sûresi, 36/13

Klasik tefsirlerin bir kısmında bu şehrin Antakya olduğu belirtilir. Bazı rivayetlerde elçilerin Hz. Îsâ’nın (a.s.) havârileri olduğu anlatılır.

Ancak bu hususta önemli bir kaynak ayrımı yapılmalıdır:

  • Kur’ân, şehrin adını açıklamaz.
  • Elçilerin isimlerini vermez.
  • Elçilerin Hz. Îsâ’nın havârileri olduğunu açıkça söylemez.
  • Şehrin uzak tarafından gelen müminin adını belirtmez.

Antakya, havâriler ve Habîb-i Neccâr’a ilişkin bilgiler, klasik tefsir rivayetlerinde yer almaktadır. Bu rivayetlerin tamamı aynı derecede kesin tarihî bilgi olarak kabul edilemez.

Dolayısıyla kıssayı anlamanın en sağlam yolu, önce Kur’ân’ın açıkça bildirdiği olayları esas almak, ardından tefsir rivayetlerini bu çerçevede değerlendirmektir.

2. Şehre Gönderilen İki Elçi

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Biz onlara iki elçi gönderdik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Elçiler, ‘Biz size gönderilmiş elçileriz’ dediler.”

Yâsîn Sûresi, 36/14 — anlam merkezli meal

Şehir halkı, kendilerine gelen ilk iki elçinin çağrısını kabul etmedi.

Bunun üzerine üçüncü bir elçiyle desteklendiler.

Elçilerin temel çağrısı, insanları hakikate yöneltmek ve Allah’a karşı sorumluluklarını hatırlatmaktı.

Fakat halk, onların getirdiği mesajı değerlendirmek yerine elçilerin insan oluşunu itiraz konusu yaptı.

3. “Siz de Bizim Gibi Birer İnsansınız”

Şehir halkı şöyle dedi:

“Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

Yâsîn Sûresi, 36/15

Bu sözler, inkârın temel gerekçesini ortaya koymaktadır.

Halk, kendilerine gönderilen elçilerin insan olmalarını, onların getirdiği mesajı reddetmek için kullanıyordu.

Oysa ilâhî mesajın insanlar arasından seçilmiş elçiler aracılığıyla bildirilmesi, Kur’ân’da sıkça karşılaşılan bir durumdur.

Elçiler ise şöyle cevap verdiler:

“Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. Bize düşen yalnızca apaçık tebliğdir.”

Yâsîn Sûresi, 36/16–17

Bu cevapta önemli bir ilke bulunmaktadır:

Elçilerin görevi insanları zorla inandırmak değil, kendilerine verilen mesajı açıkça bildirmektir.

Hidayetin kabulü ise insanın iradesi ve Allah’ın dilemesiyle ilgilidir.

4. Şehir Halkının Tehdidi: “Sizi Uğursuz Sayıyoruz”

Elçilerin çağrısı karşısında halkın tepkisi giderek sertleşti.

Kur’ân şöyle bildirir:

“Dediler ki: ‘Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur.’”

Yâsîn Sûresi, 36/18 — anlam merkezli meal

Bu sözlerde iki davranış dikkat çekmektedir.

Birincisi, elçilerin uğursuzlukla suçlanmasıdır. İnsanlar yaşadıkları sıkıntıların sebebini kendi davranışlarında aramak yerine hakikati hatırlatan kişilere yüklemeye çalışmışlardır.

İkincisi, tehdit yoluna başvurmalarıdır. Elçilerin sözlerine cevap vermek yerine onları susturmayı hedeflemişlerdir.

Elçiler ise şöyle cevap verdiler:

“Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle davranıyorsunuz? Hayır, siz haddi aşan bir topluluksunuz.”

Yâsîn Sûresi, 36/19 — anlam merkezli meal

Bu cevap, insanın kendi tercihleriyle yüzleşmesinin önemini ortaya koymaktadır.

Hakikati hatırlatan birini suçlamak, kişinin kendi sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

5. Şehrin Uzak Tarafından Koşarak Gelen Adam

Şehir halkının elçilere yönelik tehditleri sürerken beklenmedik bir olay yaşandı.

Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:

وَجَاءَ مِنْ أَقْصَا الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ

“Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Bu elçilere uyun.’”

Yâsîn Sûresi, 36/20

Kur’ân bu kişinin adını belirtmez. Klasik tefsirlerde ise onun Habîb-i Neccâr olduğu nakledilir.

Milli eserler kayıt altında
Outstanding history and unique cuisine: What do to in Antakya | Daily Sabah
Anadolu'nun ilk camisi Habibi Neccar camisinin hikâyesi! Kur'an-ı Kerim'de geçen olay
Hatay’da  Gezilecek Yerler | En Popüler 96 Yer | ENUYGUN
File:Habib-i Neccar Mosque Antakya.jpg - Wikimedia Commons
Depremde yıkılan Habib-i Neccar Camii yeniden inşa edilecek - Son Dakika Haberleri
HATAY - ANTAKYA - Ugo Turizm - Yurtiçi - Yurtdışı - Günübirlik Turlar
File:Antakya Habib-i Nejjar Mosque Courtyard in 2008 03.jpg - Wikimedia Commons
Eski Antakya sokakları - Medya Hatay

Antakya ve Habîb-i Neccâr’la ilişkilendirilen tarihî mekânlar. Şehrin Antakya olduğu bilgisi tefsir rivayetlerine dayanır; Kur’ân’da yer adı verilmez.

Habîb-i Neccâr kimdi?

Tefsir rivayetlerinde onun hakkında çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Bazı rivayetlerde marangozluk yaptığı, bazılarında geçimini el emeğiyle sağladığı anlatılır. “Neccâr” kelimesi de marangoz anlamına gelir.

Onun elçilerin çağrısına inandığı, şehir halkının bu çağrıyı reddetmesine üzüldüğü ve elçilerin tehlikede olduğunu öğrenince onları savunmak için geldiği nakledilir.

Ancak mesleği, ailesi, hastalığı ve geçmiş hayatı hakkında anlatılan ayrıntılar Kur’ân’ın kesin olarak bildirdiği bilgiler değildir.

Kur’ân’ın özellikle vurguladığı şey, onun kim olduğu değil, ne yaptığıdır.

O, şehrin uzak tarafından koşarak gelmiş ve kavmine doğru yolu göstermeye çalışmıştır.

Bu davranış, onun hakikati yalnızca kendi içinde kabul etmekle yetinmediğini, başkalarının da doğruya ulaşmasını istediğini göstermektedir.

6. “Sizden Hiçbir Ücret İstemeyenlere Uyun”

Şehrin uzak tarafından gelen mümin, insanlara şöyle seslendi:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun. Onlar doğru yoldadırlar.”

Yâsîn Sûresi, 36/21

Bu söz, elçilerin samimiyetine dikkat çekmektedir.

Çünkü onlar insanlardan mal, makam veya dünyevi çıkar istemiyorlardı. Kendilerine verilen mesajı ulaştırmaya çalışıyorlardı.

Burada önemli bir ahlaki ilke vardır:

İnsanın bir öğüdü değerlendirirken yalnızca onu söyleyenin konumuna değil, sözün doğruluğuna ve söyleyenin samimiyetine de bakması gerekir.

Habîb-i Neccâr, kavmini elçilere uymaya çağırırken onların maddi menfaat peşinde olmadıklarını özellikle vurgulamıştır.

7. “Beni Yaratana Neden Kulluk Etmeyeyim?”

Habîb-i Neccâr’ın sözleri, kıssanın en güçlü tevhid ifadelerinden biriyle devam eder:

وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“Beni yaratana neden kulluk etmeyeyim? Siz de O’na döndürüleceksiniz.”

Yâsîn Sûresi, 36/22

Bu cümlede dikkat çekici bir anlatım bulunmaktadır.

Habîb-i Neccâr, insanlara doğrudan “Siz neden Allah’a kulluk etmiyorsunuz?” demek yerine önce kendisini örnek göstermektedir:

“Beni yaratana neden kulluk etmeyeyim?”

Ardından onların da Allah’a döneceklerini hatırlatmaktadır.

Böylece sözlerini yalnızca başkalarına yöneltilmiş bir eleştiri olmaktan çıkarıp kendi kulluk bilinci üzerine kurmaktadır.

Bu yaklaşım, tebliğ ve nasihatte önemli bir yöntemdir: İnsan önce kendisinin inandığı hakikate bağlılığını göstermelidir.

Allah’tan başka ilahlar edinmenin anlamsızlığı

Habîb-i Neccâr sözlerini şöyle sürdürür:

“O’ndan başka ilahlar mı edineyim? Rahmân bana bir zarar vermek isterse onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”

Yâsîn Sûresi, 36/23

Ardından şöyle der:

“O takdirde ben apaçık bir sapıklık içinde olurum.”

Yâsîn Sûresi, 36/24

Burada tevhid inancının özü bulunmaktadır.

İnsan, kendisini yaratan, yaşatan ve sonunda huzuruna döndürecek olan Allah’a kulluk etmelidir.

Allah’tan bağımsız bir güç ve kurtuluş kaynağı olarak görülen sahte ilahlar, insana gerçek güvence sağlayamaz.

Habîb-i Neccâr’ın sözleri, yalnızca putları reddetmekten ibaret değildir. O, insanın kime güvenmesi ve kime teslim olması gerektiğini açıklamaktadır.

8. “Ben Sizin Rabbinize İman Ettim”

Habîb-i Neccâr, kavminin karşısında imanını açıkça ilan eder:

إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

“Şüphesiz ben sizin Rabbinize iman ettim. Öyleyse beni dinleyin!”

Yâsîn Sûresi, 36/25

Bu söz, onun hakikate bağlılığının açık ifadesidir.

Artık imanını gizlememekte, toplumunun baskısından çekinmeden inandığı gerçeği dile getirmektedir.

Burada kıssanın en önemli dönüm noktalarından biri yaşanır.

Habîb-i Neccâr, yalnızca elçilerin doğru söylediğini belirtmemiş; kendi imanını da ilan etmiştir.

Onun cesareti, kalabalığa karşı çıkmasından önce, inandığı hakikati açıkça sahiplenmesinde ortaya çıkmıştır.

9. Habîb-i Neccâr’ın Şehit Edilmesi

Yâsîn Sûresi’nde Habîb-i Neccâr’ın imanını ilan etmesinden hemen sonra şu ifade yer alır:

قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ

“Ona, ‘Cennete gir!’ denildi.”

Yâsîn Sûresi, 36/26

Kur’ân, bu iki olay arasında neler yaşandığını ayrıntılı biçimde anlatmaz.

Ancak klasik tefsirlerde şehir halkının Habîb-i Neccâr’a saldırdığı ve onu öldürdüğü nakledilmektedir.

Bazı rivayetlerde taşlanarak, bazılarında ise farklı şekillerde öldürüldüğü anlatılır. Bu ayrıntıların tarihî kesinliği aynı derecede değildir.

Müfessirlerin çoğu, 26. âyetteki cennete girme emrini onun öldürülmesinin ardından aldığı ilâhî müjde olarak yorumlamıştır.

Bu nedenle Habîb-i Neccâr, İslâmî anlatı geleneğinde hakikati savunduğu için öldürülen salih bir mümin olarak tanınmıştır.

Fakat Kur’ân’da öldürülme biçimi açıkça bildirilmediği için bu konuda kesin ayrıntılar ileri sürülmemelidir.

10. Cennette Bile Kavmini Düşünen Bir Mümin

Kıssanın en etkileyici bölümlerinden biri, Habîb-i Neccâr’ın cennet müjdesi karşısındaki sözleridir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ

“Dedi ki: Keşke kavmim bilseydi!”

Yâsîn Sûresi, 36/26

Ardından şöyle devam eder:

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ

“Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama eriştirilenlerden kıldığını.”

Yâsîn Sûresi, 36/27

Bu iki âyet, Habîb-i Neccâr’ın karakterini ortaya koymaktadır.

O, hayattayken kavminin hidayete ermesini istemişti. Kendisine cennet müjdesi verildiğinde de onların gerçeği öğrenmesini arzulamıştır.

Kendisine karşı çıkanlara yönelik intikam isteği, bu sözlerde öne çıkmamaktadır.

Bunun yerine, onların da Allah’ın bağışlamasını ve müminlere verdiği ikramı anlamalarını istemektedir.

İşte bu, kıssanın en derin ahlaki mesajlarından biridir:

Hakiki nasihat, insanın karşısındakini yenme arzusu değil, onun iyiliğini istemesidir.

Habîb-i Neccâr, kavminin yanlışını açıkça söylemiş fakat onların doğruya ulaşmasını arzulamaktan vazgeçmemiştir.

11. Şehir Halkının Sonu: Tek Bir Korkunç Ses

Habîb-i Neccâr’ın ardından Kur’ân, şehir halkının uğradığı cezayı anlatır:

“Ondan sonra kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.”

Yâsîn Sûresi, 36/28 — anlam merkezli meal

Ardından şöyle buyrulur:

إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ

“Yalnızca korkunç bir tek ses oldu; bir anda sönüp gittiler.”

Yâsîn Sûresi, 36/29

Kur’ân, bu topluluğun büyük bir orduyla veya uzun süren bir savaşla cezalandırıldığını anlatmaz.

Tek bir korkunç sesle helâk edildiklerini bildirir.

Buradaki sayha, şiddetli ve korkunç ses anlamındadır.

“Bir anda sönüp gittiler” ifadesi ise onların hayatlarının sona erdiğini anlatır.

Kıssada, dünya gücüne güvenen bir topluluğun ilâhî hüküm karşısındaki aczi ortaya konulmaktadır.

Elçilerin akıbeti ne oldu?

Kur’ân, üç elçinin daha sonraki hayatlarını veya ölümlerini açıklamaz.

Bu nedenle elçilerin öldürüldüğünü, şehirden ayrıldığını veya başka bir yere gönderildiğini kesin biçimde söylemek mümkün değildir.

Kur’ân’ın odaklandığı husus, elçilerin çağrısı, şehir halkının inkârı, iman eden adamın tavrı ve inkârda ısrar eden topluluğun sonudur.

12. “Yazıklar O Kullara!”

Kıssanın sonunda Allah Teâlâ şöyle buyurur:

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

“Yazıklar olsun o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmeyegörsün, onunla mutlaka alay ederlerdi.”

Yâsîn Sûresi, 36/30 — anlam merkezli meal

Bu âyet, anlatılan olayın yalnızca tek bir şehirle sınırlı olmadığını göstermektedir.

Tarih boyunca hakikati bildiren elçilerle alay eden, onları yalanlayan ve uyarılarını dikkate almayan topluluklar olmuştur.

Kur’ân, bu davranışın insanı nasıl büyük bir kayba sürükleyebileceğini hatırlatmaktadır.

Devamındaki âyetlerde önceki nesillerin helâkinden ibret alınması istenir ve insanların sonunda Allah’ın huzurunda toplanacağı bildirilir (Yâsîn, 36/31–32).

Böylece kıssa, ahiret ve hesap bilinciyle tamamlanır.

13. Ashâb-ı Karye Kıssasından Çıkarılacak Dersler

OlayVerdiği ders
Elçilerin gönderilmesiAllah insanlara doğru yolu gösteren uyarılar ulaştırmıştır.
Halkın elçileri yalanlamasıHakikati alışkanlıklar ve önyargılar sebebiyle reddetmek büyük bir kayıptır.
Elçilerin tehdit edilmesiDelile karşı tehdit kullanmak, hakikati ortadan kaldırmaz.
Habîb-i Neccâr’ın koşarak gelmesiİyiliği savunmak için sorumluluk almak gerekir.
Elçilerin ücret istememesiTebliğde samimiyet ve çıkar gözetmemek önemlidir.
Habîb-i Neccâr’ın imanını ilan etmesiİman, gerektiğinde cesaret ve fedakârlık gerektirir.
Cennette kavmini düşünmesiSamimi nasihat, insanların iyiliğini istemektir.
Şehir halkının helâkiİnkârda ve zulümde ısrarın ağır sonuçları olabilir.

14. Sonuç: Bir Şehrin Susturamadığı Hakikat

Ashâb-ı Karye kıssası, hakikati reddeden bir toplumla ona bütün kalbiyle bağlanan bir müminin karşılaşmasını anlatmaktadır.

Bir tarafta kendilerine gönderilen elçileri yalanlayan, onları uğursuzlukla suçlayan ve tehdit eden insanlar vardı. Diğer tarafta ise şehrin uzak tarafından koşarak gelen bir adam bulunuyordu.

O adamın büyük bir serveti, güçlü bir ordusu veya toplum üzerinde hüküm süren bir makamı olduğuna dair Kur’ân’da hiçbir bilgi verilmez.

Fakat onun çok değerli bir özelliği vardı: Hakikati tanıdığında onu savunmaktan çekinmedi.

Habîb-i Neccâr’ın kıssadaki büyüklüğü, sahip olduğu dünyevi imkânlardan değil, imanına gösterdiği sadakatten kaynaklanmaktadır.

O, kavmine karşı konuşurken onların kötülüğünü istemedi. Onları doğruya çağırdı. Elçilerin samimiyetini anlattı. Kendisini yaratan Allah’a neden kulluk ettiğini açıkladı.

En sonunda imanını açıkça ilan etti.

Kur’ân’ın anlatımında onun bu sözlerinden sonra cennet müjdesi gelir. Habîb-i Neccâr’ın oradaki arzusu ise son derece anlamlıdır:

“Keşke kavmim bilseydi!”

Bu cümle, gerçek müminin yalnızca kendi kurtuluşunu düşünmediğini de gösterir.

O, kendisine karşı çıkan insanların bile hakikati öğrenmesini arzulamaktadır.

Şehir halkı ise kendilerine ulaştırılan mesajı reddetmiş, elçileri tehdit etmiş ve sonunda ilâhî cezaya uğramıştır.

Böylece kıssa, iki farklı hayat anlayışının sonucunu gözler önüne sermektedir.

Bir tarafta geçici güç ve çoğunluğun desteğine güvenenler; diğer tarafta Allah’a iman ederek doğru bildiği yolda duran bir insan vardır.

Kur’ân’ın verdiği ders açıktır: İnsanın değeri, toplumdaki gücüyle veya kendisini destekleyen insanların sayısıyla ölçülmez. Asıl değer, Allah’a iman etmesi, hakikate bağlı kalması ve bu bağlılığı hayatında göstermesidir.

Bugün de insan, çevresindeki insanların yanlışlarına ortak olmakla doğru bildiğini hikmetle savunmak arasında tercihler yapmak zorunda kalabilir.

Bazen çoğunluğun düşüncesine katılmamak zor olabilir. Bazen doğruyu söylemek kişinin menfaatine aykırı düşebilir. Bazen de insan, yaptığı iyiliğin sonucunu hemen göremeyebilir.

Habîb-i Neccâr’ın örnekliği, işte böyle zamanlarda anlam kazanır.

O, sonucunu garanti edemediği bir çağrının yanında durmuş; insanları Allah’a kulluğa davet etmiş ve imanına sadık kalmıştır.

Bu kıssadan çıkarılacak en önemli sonuç şudur:

Müminin görevi, hakikati zorla kabul ettirmek değil; ona samimiyetle bağlanmak, onu hikmetle anlatmak ve insanlara karşı iyilik niyetini korumaktır.

Altı çizilecek cümleler

Bir şehir hakikate sırtını dönebilir; fakat tek bir insanın samimi imanı, nesiller boyunca hatırlanacak bir örneğe dönüşebilir.

Habîb-i Neccâr’ın büyüklüğü, kalabalıkları arkasına almasında değil, hakikatin yanında tek başına durabilmesindeydi.

Gerçek iman, yalnızca doğruyu kabul etmek değil; gerektiğinde onun sorumluluğunu da üstlenmektir.

Hakikati savunan insanın amacı başkalarını yenmek değil, onların da doğruya ulaşmasını istemek olmalıdır.

Dünya, Habîb-i Neccâr’ın adını bilemeyebilirdi; fakat Allah onun imanını Kur’ân’da insanlığa örnek kıldı.

Son cümle edebî bir yorumdur. Kur’ân’da kişinin adı geçmez; Habîb-i Neccâr ismi tefsir geleneğinde aktarılır.

15. Kaynaklar

Kıssanın temel kaynağı Yâsîn Sûresi 13–32. âyetlerdir. Tefsir rivayetleriyle Kur’ân’ın doğrudan bildirdiği hususlar birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Başvurulabilecek temel kaynaklar:

  • Taberî – Câmiu’l-beyân: Yâsîn 13–32 tefsiri.
  • İbn Kesîr – Tefsîrü’l-Kur’âni’l-azîm: Yâsîn 13–32 tefsiri.
  • Kurtubî – el-Câmi‘ li-ahkâmi’l-Kur’ân: Yâsîn 13–32 tefsiri.
  • Diyanet Kur’ân-ı Kerîm Portalı: Yâsîn Sûresi meali ve tefsiri.

Kıssanın ana mesajı: Ashâb-ı Karye, hakikati reddetmenin ve kibirle karşılamanın sonuçlarını; Habîb-i Neccâr ise iman, cesaret, samimiyet ve insanlara iyilik istemenin değerini öğretmektedir.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir