AÇILIŞ VE SIĞINAK — Fâtiha, Sığınma Duası ve İki Koruyucu Sûre

Sitede Oku

Bu kitabın adı Açılış ve Sığınak. Alt başlığı: Fâtiha, Sığınma Duası ve İki Koruyucu Sûre. Altı kitaplık bir dizinin üçüncüsü.

Kitabın çıkış noktası basit bir gözlem. Bir müslüman günde en az kırk kere Fâtiha okur. Kur’an okumaya başlarken şeytandan Allah’a sığınır. Korktuğunda son iki sûreye başvurur. Bu üç metin en çok okunan metinlerdir. Ve çok okunan bir metin bir noktadan sonra anlaşılmaktan çok tekrarlanır.

Kitap bu üç metin hakkında altmış soru soruyor ve her birine kaynağı doğrulanmış bir cevap veriyor. Her soruda aynı dört adım izleniyor. Önce sonuç söyleniyor. Sonra o sonucun nereden geldiği. Sonra deliller. Ve en sonda şu soruluyor: bunu bilen biri ne yapar, hangi cümleyi artık kurmaz.

Kitabın kurucu ayrımı şudur. Bir metnin ne dediği ile ne işe yaradığı ayrı iki şeydir — ve ikisi birlikte bilinmelidir. Bir metni yalnız anlamıyla okumak onu bir şiire çevirir. Yalnız işleviyle okumak ise bir formüle. Kitap ikisini birlikte vermeye çalışıyor.

Şimdi bölümlere geçelim.

Birinci bölüm Fâtiha’nın ne olduğunu ve nereden geldiğini soruyor. Fâtiha’nın kaç adı vardır? Kesin bir sayı yoktur ve verilmemelidir; Türkçe eserlerde Süyûtî’ye bağlanan sayı onun kitabında bulunamadı. Fâtiha ilk inen sûre midir? Değildir; İbn Kesîr dayanak rivayeti çok garip sayar, Diyanet Fâtiha’yı iniş sırasında beşinci gösterir. Fâtiha’nın yedi âyeti hangileridir? İki sayım da yediyi korur — besmele başa eklendiğinde sondaki iki âyet birleşir.

İkinci bölüm Fâtiha’nın ilk yarısını ele alıyor: Allah’ı anlatan üç âyet. Hamd ile şükür aynı şey midir? Değildir; şükür alınan nimete
karşılıktır, hamd nimet alınmasa da yapılır. Elhamdülillâh bir emir mi bir haber midir? Haberdir — kuldan bir iş istemez, bir durumu bildirir. Âlemler kimlerdir? Kesin bir sayı yoktur; rakamlı nakiller için sağlam delil gerekir. Mâlik mi melik mi okunur? İkisi de sahihtir. Ve burada kitabın en çarpıcı düzeltmelerinden biri geliyor: Taberî’ye mâlik tercihi mal edilir, oysa onun açık tercihi melik okuyuşudur.

Üçüncü bölüm Fâtiha’nın ikinci yarısını, yani kulun söylediklerini ele alıyor. Bir hadiste Allah namazı kendisiyle kulu arasında ikiye böldüğünü bildirir. Ve o hadisin kendi bölüşü, yaygın anlatının aksine yedi değil beş kalemdir; içinde besmele hiç geçmez. Namazı tek başına kılan biri niçin “biz” der? İbn Kesîr’e göre iki sebeple: kulluk eden cinsi haber vermek için ve mümin kardeşleri adına konuşmak için. Zaten doğru yolda olan biri niçin günde kırk defa yol ister? Çünkü istenen yolun kendisi değil, onda tutulmaktır. “Gazaba uğrayanlar” ve “sapanlar” kimlerdir? Hem Taberî hem Diyanet bunları isim değil vasıf okur — ve o vasıflar bir müslümanda da bulunabilir. Âmin Fâtiha’nın son âyeti midir? Değildir, ve bu üç delille bilinir.

Dördüncü bölüm namazda Fâtiha’yı ele alıyor. Bu bölümün tamamı tek bir kaynakta durur: Müslim’in bir bölümünde iki rivayet yan yanadır, biri “namazı yoktur” der, öteki “tam değildir”. Üç mezhep birinciyi, Hanefîler ikinciyi esas alır. Hanefîlerde Fâtiha vâciptir — terki namazı geçersiz kılmaz fakat sehiv secdesi gerektirir. İmamın arkasında Fâtiha okunur mu? Dört mezhep dört ayrı yerdedir, ve dördü de bir nassa dayanır. Türkiye’de yetişen biri imamın arkasında hiçbir şey okumaz; umrede yanındakinin okuduğunu duyar ve şaşırır. İkisi de doğrudur — farklı mezheplere göre.

Beşinci bölüm Fâtiha ile okuyup üflemeyi ve Fâtiha’nın faziletini ele alıyor. Bir sahâbî bir hastaya Fâtiha okudu ve adam kalktı; Hz. Peygamber bunu onayladı, hatta ücretini de câiz gördü. Buhârî bu tek olaydan üç ayrı kitapta beş ayrı hüküm çıkarmıştır. Ücret hadisinin nakledeni, Türkçe eserlerde sanıldığı gibi Ebû Saîd değil, İbn Abbâs’tır. Fâtiha’nın faziletinde en sağlam iki dayanak Buhârî’dedir. Buna karşılık “Fâtiha ne için okunursa onadır” cümlesi hadis değildir — Sehâvî onu gösterilen kaynakta bulamadığını kaydetmiştir. Ve sayı belirten fazilet rivayetlerine hiçbir kaynak bulunamadı.

Altıncı bölüm sığınma duasını ele alıyor. Eûzü demek şart mıdır? Âlimlerin çoğuna göre müstehaptır — ve Kurtubî bu hükmü “namaz dışında” kaydıyla verir. Türkçe eserlerde bu görüşü vâcip görenler arasında sayılan Dâvûd ez-Zâhirî’ye dair hiçbir kayıt bulunamadı. Hangi söz söylenir? Temel söz bir hadis değil, âyetin kendisidir. Eklemeli biçimler üç kaynakta üç ayrı şekilde gelir — ve ikisi aynı aktarım zincirinden olduğu hâlde biri zayıf, öteki hasen sayılmıştır. “Hemz, nefh, nefs” kelimelerinin meşhur açıklaması Hz. Peygamber’in değil, nakleden kişinin sözüdür; metinde “Amr dedi ki” yazar. Şeytan bir varlığın adı mı bir vasfın adı mı? Kurtubî’nin ifadesiyle cinden, insandan ve hayvanlardan her âsî ve azgın şeytandır — yani sığınma bir şahsa karşı değil, bir vasfa karşıdır. Vesvese nedir? Sözlükte bir sestir: rüzgârın uğultusu, takının hışırtısı, avcının fısıltısı. Ve bir insan aklına gelenden sorumlu tutulmaz; ona verdiği cevaptan sorumludur.

Yedinci bölüm iki koruyucu sûrenin nereden geldiğini ele alıyor. Hz. Peygamber’e sihir yapıldı mı? Yapıldı; bu Buhârî ve Müslim’dedir. İki sûre o sihir üzerine mi indi? İşte bu, iki hadis kitabının metninde yoktur. On bir düğüm de yoktur, düğümlerin âyet âyet çözülmesi de. Bunlar sonraki tefsirlerin eklemesidir — ve İbn Kesîr, İbn Hacer ile Süyûtî üçü de o ekleme hakkında bir kayıt düşmüştür. Peygambere sihir isabet etmesi peygamberliğe aykırı değil midir? Değildir; korunmuşluk tebliğ dairesindedir, bedende değil. İbn Mes’ûd bu iki sûreyi Kur’an’dan saymadı mı? İddianın üç biçimi vardır ve en yaygın olanı en zayıf kaynağa
sahiptir. Buhârî bu haberi almıştır, fakat İbn Mes’ûd’un sözünü yazmamış, “şöyle şöyle” demiştir.

Sekizinci bölüm iki sûreyi âyet âyet açıyor. İkisinin yapısı birbirinin tersidir: Felak’ta bir isim ve dört şer vardır, Nâs’ta üç isim ve bir şer. Felak dışa bakar, Nâs içe. Bu asimetri bir hüküm bildirir: içten gelen tek bir şer, dıştan gelen bütün şerlerin toplamı kadar ağır sayılmıştır. “Felak” ne demektir? Kökü yarmaktır; âlimlerin çoğu sabahı tercih eder. Türkçe kitaplarda Ka’b el-Ahbâr’a bağlanan üçüncü anlam ise kaynaklarda sahipsiz durur. Felak’ın beşinci âyeti nazar âyeti midir? Âyet hasedçi der; nazar hasedin bir türüdür, tamamı değil. Ve bu bölümün sonunda, bu kitabın tespit ettiği en sistemli çeviri hatası var: Arapçada iki ayrı kelime vardır, biri üç sûreyi, öteki iki sûreyi anlatır. Türkçeye ikisi de “Muavvizeteyn” diye çevrildiğinde, her namazın ardından okunması emredilen bir sûre amelden çıkar.

Dokuzuncu bölüm nazar, sihir ve okuyup üflemeyi ele alıyor. Nazar gerçektir ve delili Buhârî’nin bir bölüm adına yerleşmiştir. Fakat nazar bahsinde asıl muhatap bakan kişidir: Hz. Peygamber nazar değdirene “biriniz kardeşini niçin öldürüyor” demiş ve ona bereket duası etmesini emretmiştir. Nazara karşı en çok söylenen söz hakkında ise İbn Bâz’a göre nass yoktur. Sihir gerçek midir? İki görüş vardır ve Türkçe eserlerdeki yaygın tasnif hatalıdır: sihrin kendi başına gerçekliği olmadığı görüşünde Mâtürîdî de sayılır. Sihir bozulur mu? Sihri sihirle çözmek yasaktır; Kur’an ve meşrû dua ile çözmek birleşmeyle câizdir. Ve bölümün sonunda şu düzeltme var: “hesapsız cennete girecek yetmiş bin” rukye yapmayanlar değil, rukye yaptırmayanlardır — Buhârî’nin nüshasında öteki ifade yoktur ve İbn Teymiyye onu nakledenin yanılması saymıştır.

Sonuç bölümü dokuz tespitte toplanıyor. En önemlisi şudur: bir hükmü zayıf delile bağlamak ona hizmet etmez; o delilin zayıflığına ortak eder. Kitap boyunca nazar, sihir ve okuyup üfleme bahislerinde tam bu olmuştur.

Ve kitabın son kısmı, doğrulanamayanların listesidir. Yüz on iki madde. Hepsi Türkçe yayınlarda kesin bir bilgi gibi dolaşır; hiçbiri bu kitapta kesin bir künyeyle verilmemiştir.

Kitabın son cümlesi şudur: bir metnin ne dediğini öğrenmenin tek yolu, ona bakmaktır. Ve bakıldığında görülen şey, çoğu zaman bilinenden hem daha sade hem daha derindir.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir