BESMELE بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

BESMELE — Anlamı, Hükümleri ve Yaygın Yanlışlar

Sitede Oku

Bu kitabın adı Besmele. Alt başlığı: Anlamı, Hükümleri ve Yaygın Yanlışlar. Altı kitaplık bir dizinin birincisi.

Kitabın çıkış noktası basit bir gözlem. Besmele, bir müslümanın en çok söylediği cümledir. Ama hakkında bilinenlerin önemli bir kısmı doğrulanmamıştır. Bu kitap, besmele hakkında kırk beş soru soruyor ve her birine kaynağı gösterilmiş bir cevap veriyor.

Kitabın yapısı her soruda aynıdır. Önce sonuç söylenir. Okuyucu bir sayfa okuyup “peki ne oldu şimdi” diye sormak zorunda bırakılmaz. Sonra o sonucun nereden geldiği söylenir: hangi kitap, hangi bölüm,kim nakletmiş. Sonra deliller sıralanır; âyet ve hadis metinleri tam hâlleriyle ve Türkçe karşılıklarıyla verilir. Ve en sonda şu sorulur:bunu bilen biri ne yapar, hangi cümleyi artık kurmaz, yerine ne koyar.

Kitabın tek iddiası vardır: içindeki hiçbir bilgi doğrulanmadan yazılmamıştır. Hadis numarası, nakleden kişi, sağlamlık derecesi,
cilt ve sayfa asla uydurulmamıştır. Hadisin yeri, numarayla değil kitap ve bölüm adıyla verilmiştir; çünkü numaralar baskıdan baskıya değişir, bölüm adları değişmez. Ve bir söz için uydurma diyen bir âlim bulunamadıysa, kitap da uydurma demez; sadece kaynak bulunamadığını söyler.

Şimdi bölümlere geçelim.

Kitabın birinci bölümü şunu soruyor: besmele ne demektir? Sekiz soru var. İlki en temel olanı: biz bismillâh derken tam olarak ne demiş oluyoruz? Cevap sanıldığı kadar tek değil. Arapçada baştaki ön ek dört ayrı anlama gelebiliyor: beraberlik, yardım isteme, başlamak ve bereket umma. Ve Zemahşerî bu seçeneklerden birine ciddi bir itiraz getiriyor. Ona göre besmeleye yardım isteme anlamı verilirse, Allah’ın adı bir araç konumuna düşer.

Aynı bölümde Rahmân ile Rahîm arasındaki fark ele alınıyor. En yaygın açıklama şudur: Rahmân dünyada, Rahîm âhirettedir. Bu kitabın tespiti şudur. Bu söz hadis değildir. Ebû Hayyân sözü naklederken “eğer sahihse” kaydını koymuştur. Taberî ise bu rivayetin zincirini zayıf bulmuştur. Dahası, Türkçe kaynaklarda bu söz İbn Abbâs’a bağlanır; oysa Taberî’de aynı söz Hz. Îsâ’ya ait gösterilmiştir.

Birinci bölüm ayrıca neden hiç kimseye rahmân denmediğini, isim ile isimlendirilenin aynı şey olup olmadığını ve besmele yazılırken bir harfin neden düştüğünü anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümü en pratik olanıdır: nerede besmele çekilir? Dokuz soru var ve hepsi günlük hayattan.

Yemekte besmeleyi unutan ne yapar? Hatırladığı anda söyleyeceği bir telâfi cümlesi vardır. Burada bir nakil düzeltmesi yapılıyor:
Müslim’in kitabındaki ifade, şeytanın yemeğe ortak olduğu değil, yemeği kendisine helâl saydığı şeklindedir.

Abdest alırken besmele çekmek şart mıdır? Bu soruda ilginç bir durum var. Dayanak olan hadisin sağlamlık derecesi üç ayrı Kitapta üç ayrı şekilde verilmiştir. Ve Ahmed b. Hanbel’in bu konuda sabit bir hadis bulunmadığını söylediği kaydedilmiştir.

Kesimde besmele unutulursa o et yenir mi? Burada dört mezhebin görüşü ayrı ayrı veriliyor. Şâfiîler diğer üçünden ayrılıyor ve
besmeleyi sünnet sayıyor. Ve bu bölümde bir yaygın hata düzeltiliyor: Hanefîlerin görüşünü destekleyen asıl delil, çoğu zaman gösterilen o zayıf rivayet değildir; üç ayaklı başka bir akıl yürütmedir.

Aynı bölüm markette alınan etin durumunu, avda besmeleyi, cünüp olan kimsenin besmele çekip çekemeyeceğini ve besmele yazılı kâğıdın ne yapılacağını ele alıyor. Burada da bir düzeltme var: besmele yazılı bir kâğıt mushaf gibi kabul edilmez.

Bölümün sonunda çok bilinen bir söz inceleniyor: besmelesiz başlanan iş güdük kalır. İbn Hacer’in kaydettiğine göre bu sözün meşhur hâli besmeleyle değil, elhamdülillâh ile gelmektedir.

Kitabın üçüncü bölümü şunu soruyor: besmele Kur’an’ın bir parçası mıdır? Sekiz soru var.

İlk tespit şudur: bu aslında tek soru değil, iki ayrı sorudur. Neml sûresinin içinde geçen besmelenin âyet olduğunda bütün âlimler
birleşmiştir. Tartışma, sûre başlarındaki besmeleler hakkındadır.

Burada da bir düzeltme yapılıyor. Türkçe kaynaklarda Hanbelîlerin de Şâfiîler gibi besmeleyi Fâtiha’nın âyeti saydığı söylenir. Bu doğru değildir. Ve çok önemli bir nokta kaydediliyor: iki ayrı sayım geleneği de Fâtiha’yı yedi âyet olarak bırakır. Fark, yedinin nereden başladığındadır.

Namazda besmelenin sesli mi sessiz mi okunacağı bahsinde bir nakil düzeltmesi var. Müslim’in kitabındaki Hz. Ömer rivayeti, çoğu zaman sanıldığı gibi besmele hakkında değildir; Sübhâneke duası hakkındadır. Ve o rivayet, sessiz okunacağını söyleyen tarafın delilidir.

Bölümün son sorusu şudur: bu kadar görüş ayrılığı Kur’an’a zarar vermez mi? Cevap, ayrılığın türünü ayırt etmekle veriliyor. Ve bu vesileyle çok yaygın bir sayı hatası düzeltiliyor: Kur’an’da altı bin altı yüz altmış altı âyet yoktur. Yaygın sayıma göre altı bin iki yüz otuz altı âyet vardır.

Kitabın dördüncü bölümü inanç tarafını soruyor: besmele çekerken neye inanmış oluruz? Beş soru var ve bu bölümün en önemli bulgusu olumsuz bir bulgudur.

Taranan müfessirlerin hiçbiri, kulun fiili tartışmasını besmelenin üzerinde açmaz. Bu tartışma Fâtiha’nın beşinci âyeti üzerinde açılır. Yani besmeleyle kurulan bağ, klasik bir müfessire ait değildir; bu kitabın kendi bağıdır ve öyle işaretlenmiştir.

Bölümün asıl konusu şudur: bereket ummak nerede biter, şirk nerede başlar? Ölçü, onuncu yüzyıl âlimi Hattâbî’den alınıyor. Bir okumanın câiz olması için iki şart var: anlamının anlaşılır olması ve tevhide aykırı olmaması. Ve bölümün vardığı sonuç tek cümledir: hüküm nesnede değil, inançtadır.

Son soruda bereketin ne demek olduğu açıklanıyor. Burada da bir düzeltme var. Gazzâlî, sebep-sonuç ilişkisini reddetmemiştir;
reddettiği şey, bu ilişkinin zorunlu olduğu iddiasıdır. Ve birleştirici ilke şudur: besmele bir fiildir; bir nesne ya da zorunlu bir sebep
değildir.

Kitabın beşinci bölümü en çok merak edilen konuyu ele alıyor: sırlar, sayılar ve harfler. Yedi soru var.

En meşhur söz şudur: ben bâ’nın altındaki noktayım. Söz Hz. Ali’ye bağlanır. Bu kitabın tespiti şudur. Bu söz Sünnî hadis kitaplarının hiçbirinde yoktur. Şiî güvenilir hadis kitaplarında da yoktur. Ve bu hükmü veren, Şiî fetvâ mercilerinin kendisidir. Sözün gösterilebildiği en yaygın kaynak, Hz. Ali’den on iki asır sonra yaşamış bir yazarın eseridir.

Burada yaygın bir itiraz da düzeltiliyor. Hz. Ali’nin devrinde noktalama olmadığı söylenir. Bu, olduğu gibi kullanılırsa yanlıştır.
Hz. Ömer devrine ait bir papirüste noktalı harfler tespit edilmiştir. Doğru ifade şudur: mushaf noktasızdı.

Aynı bölümde besmelenin harflerine yüklenen anlamlar inceleniyor. Bu yorum genellikle Kuşeyrî’ye bağlanır. Oysa daha erken, Sülemî’de vardır. Ve bu kitabın en değerli bulgusu buradadır. Sülemî bu yorumu naklederken “eğer bu sahihse” kaydını koymuştur. Sonraki kitaplar yorumu aktarmaya devam etmiş, ama bu kaydı düşürmüştür. Yaygınlaşan şey yorumun kendisi değil, kaydı silinmiş hâlidir.

Bölüm ayrıca besmelenin on dokuz harfinin bir mucize olup olmadığını soruyor. Klasik dönem ile modern dönem kesin olarak ayrılıyor. Kurtubî, meselenin asıl yeri olan Müddessir sûresinin tefsirinde besmelenin harf sayısıyla hiçbir bağ kurmaz. Ve şu kaydediliyor: söyleniş esas alınırsa besmele on sekiz harf de sayılabilmektedir. Üzerine mucize kurulan sayının kendisi, sayma usûlüne göre değişiyor.

Bu bölümün omurgası, Endülüslü müfessir İbn Atıyye’nin tek bir cümlesidir: bu, tefsirin tuzu biberi cinsindendir, sağlam ilimden
değildir. Yani bu malzeme ne haramdır ne ilimdir. Anlatılır, hoş bulunur, hatırlatılır. Ama üzerine hüküm kurulmaz. Ve onu reddeden kınanmaz.

Bölümün son sorusu besmeleyi sayıya çevirip bir kareye yazmanın hükmüdür. Cevap şudur: câiz değildir. Ve gerekçe çok incedir. Fark kullanılan metinde değildir; metin her ikisinde de besmeledir. Fark, tesirin nereden beklendiğindedir.

Kitabın altıncı bölümü bugünün sorularını ele alıyor: ekranda ve kayıtta besmele. Sekiz soru var ve bu bölümün bulduğu şey beklenmedik bir simetridir.

Ekrandaki besmeleye abdestsiz dokunulur mu? Dokunulur. Üç ayrı fetvâ mercii bağımsız olarak aynı sonuca varmıştır: ekrandaki metin mushaf sayılmaz. Besmeleli bir dosyayı silmek de câizdir; çünkü ortada bir cisim yoktur.

Buna karşılık kayıttan besmele çalarak hayvan kesilmez. İslâm Fıkıh Akademisi’nin kararı açıktır ve kararın sözü belirleyicidir: kesen kişi Allah’ın adını anar. Hüküm, sese değil, yapan kişiye bağlanmıştır.

İşte simetri buradadır. Dinî isimler maddeye bağlıdır; madde dijitalleşince isim düşer ve hüküm gevşer. Dinî fiiller ise yapan
kişiye bağlıdır; yapan kişi otomatikleşince fiil düşer ve hüküm katılaşır. Yani teknoloji dini ne kolaylaştırır ne zorlaştırır.
Teknoloji, hükmün neye bağlandığını açığa çıkarır.

Bu bölümde çok şaşırtıcı bir klasik kayıt da bulunuyor. Hindistan’da derlenen bir Hanefî fetvâ kitabında, uzaktan yankı olarak işitilen secde âyeti için secde gerekmediği kaydedilmiştir. Yani klasik fıkıh, henüz hiçbir kayıt cihazı yokken, sesin kaynağı ile sesin kendisi arasındaki farkı zaten görmüştür.

Bölüm ayrıca yapay zekânın ürettiği besmelenin bir zikir sayılıp sayılmayacağını soruyor. Cevap şudur: sayılmaz. Ama bu bir hürmetsizlik değildir. O besmele bâtıl ya da mekruh değil, hükümsüzdür. Çünkü ortada sorumlu bir insanın fiili yoktur. Ekrandaki besmeleyi okuyan kişi ise kendi zikrini yapmış olur.

Kitabın sonunda bir sonuç bölümü var ve orada beş hat gösteriliyor. Birincisi şudur: besmele sorularının çoğu aslında besmele hakkında değildir; daha geniş bir kuralın besmelede görünen hâlidir. İkincisi: görüş ayrılıklarının bir kısmı gerçek değildir. Üçüncüsü: bir sözün kime ait olduğu, ne anlama geldiği ve ne hüküm doğurduğu üç ayrı şeydir. Dördüncüsü: aynı ölçü altı bölümde altı farklı kılıkta karşımıza çıkar. Beşincisi: bulunmayanın kaydedilmesi.

Kitapta ayrıca bir sözlük, âlimlerin kim olduğunu gösteren bir liste, ve kaynakların tam dökümü var. Döküm, hangi kaynağın kendisinin okunduğunu ve hangisinin başkasının naklinden alındığını ayrı ayrı gösteriyor. Ve sonunda bir liste daha var: doğrudan doğrulanmayı bekleyen on beş kaynak. Bu listenin varlığı kitabın bir eksiği değil,izlediği yolun bir gereğidir.

Kitabın kapanış cümlesi, baştaki cümlenin aynısıdır. Bir sözün kime ait olmadığını bilmek, onu kaybetmek değil, yerini bilmektir.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir