Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in Necâşî’nin huzurunda iman, adalet ve hikmetle verdiği mücadele
Mekke’den Habeşistan’a: İnançlarını Korumak İçin Çıktıkları Yol
Mekke’de Müslüman olmak her geçen gün daha da zorlaşıyordu.
İslâm’ın ilk yıllarında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) çağrısını kabul edenler, yalnızca yeni bir inancı benimsemekle kalmıyor; ailelerinin, kabilelerinin ve yaşadıkları toplumun tepkileriyle de karşılaşıyorlardı.
Özellikle kendilerini koruyacak güçlü bir kabile desteği bulunmayan Müslümanlar ağır baskılar altındaydı. Kimileri işkence görüyor, kimileri ailesinden uzaklaştırılıyor, kimileri de inancından vazgeçmeye zorlanıyordu.
Hz. Peygamber, Müslümanların karşı karşıya kaldıkları bu güçlükleri görüyordu. Onların güven içinde yaşayabilecekleri bir yer bulmaları gerekiyordu.
Mekke’nin karşı kıyısında, Kızıldeniz’in ötesinde Habeşistan bulunuyordu. Burada Hristiyan bir hükümdar hüküm sürüyordu. İslâm kaynaklarında Necâşî unvanıyla tanınan bu hükümdarın adının Ashame olduğu nakledilir.
Siyer kaynaklarında Hz. Peygamber’in Müslümanlara Habeşistan’a gitmelerini tavsiye ettiği, orada kimseye zulmetmeyen bir hükümdarın bulunduğunu bildirdiği anlatılır.
Böylece İslâm tarihinin ilk hicret yolculuklarından biri başladı.
İlk yolculuk: Mekke’den ayrılan küçük topluluk
Milâdî 615 yılı civarında, peygamberliğin beşinci yılında, Müslümanlardan küçük bir grup Mekke’den ayrıldı.
Aralarında Hz. Osman b. Affân ile eşi, Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye de bulunuyordu.
İlk kafilenin sayısı hakkında siyer kaynaklarında farklı bilgiler vardır. Yaygın anlatıma göre on bir erkek ve dört kadından oluşan bu topluluk, Kızıldeniz’i geçerek Habeşistan’a ulaştı.
Geride bıraktıkları şehir, doğup büyüdükleri Mekke’ydi. Fakat Mekke’de inançlarını güven içinde yaşamaları gittikçe zorlaşmıştı.
Habeşistan’da ise farklı bir dinin mensuplarıyla birlikte yaşayacaklardı.
Bu yolculuğun dikkat çekici yönü, Müslümanların kendileriyle aynı inancı paylaşmayan bir hükümdarın adaletine sığınmalarıydı.
Bir süre sonra Mekke’deki şartların düzeldiğine ilişkin haberlerin ulaşması üzerine bazı muhacirlerin geri döndüğü nakledilir. Ancak baskılar sona ermemişti.
Bunun ardından daha kalabalık bir Müslüman topluluğu Habeşistan’a hicret etti. Bu ikinci hicrette öne çıkan isimlerden biri, Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in oğlu Ca‘fer b. Ebî Tâlib oldu.
Ca‘fer, Hz. Ali’nin ağabeyiydi. Eşi Esmâ bint Umeys ile birlikte Habeşistan’a giden Müslümanlar arasında bulunuyordu.
Mekke’de korunma imkânları giderek azalan bu insanlar için Habeşistan artık yalnızca yabancı bir ülke değil, inançlarını yaşayabilecekleri bir sığınaktı.
Kureyş’in Habeşistan’a Gönderdiği Elçiler
Mekke müşrikleri, Müslümanların Habeşistan’a yerleşmesinden rahatsız oldu.
Çünkü Mekke’de baskı altında tutabildikleri insanlar, artık başka bir hükümdarın koruması altındaydı.
İbn İshak’ın, Ümmü Seleme’den naklettiği meşhur siyer rivayetine göre Kureyş, muhacirlerin geri gönderilmesini sağlamak için Habeşistan’a elçiler gönderdi.
Bu elçilerden biri Amr b. Âs, diğeri ise Abdullah b. Ebî Rebîa idi.
Yanlarında hükümdara ve saray çevresindeki din adamlarına sunulmak üzere hediyeler götürdüler.
Amaçları açıktı: Necâşî’yi ikna ederek Mekke’den gelen Müslümanların kendilerine teslim edilmesini sağlamak.
Elçiler önce hükümdarın çevresindeki ileri gelenlerle görüştüler. Müslümanların kendi toplumlarının dinini terk ettiklerini, fakat Habeşlilerin dinine de girmediklerini ileri sürdüler.
Onların yeni ve alışılmadık bir din benimsediklerini söylediler.
Ardından Necâşî’nin huzuruna çıktılar.
Mekke’den gelen bu insanların ailelerinden ve toplumlarından ayrıldıklarını, kendi kavimlerinin onları geri istediğini anlattılar.
Fakat Necâşî, meseleyi yalnızca elçilerin sözlerine dayanarak karara bağlamadı.
Himayesine sığınan insanları dinlemeden teslim etmek istemedi.
Müslümanların huzuruna getirilmesini emretti.
İşte Habeşistan hicretinin en önemli sahnelerinden biri böyle başladı.
Necâşî’nin Huzurunda: Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in Tarihî Konuşması
Necâşî’nin huzuruna çağrıldıklarında Müslümanlar, kendilerini savunmaları gereken önemli bir durumla karşı karşıyaydı.
Karşılarında Habeşistan’ın hükümdarı, saray erkânı ve Hristiyan din adamları bulunuyordu. Mekke’den gelen elçiler de oradaydı.
Müslümanları temsil ederek konuşma görevini Ca‘fer b. Ebî Tâlib üstlendi.
Ca‘fer, hükümdarın huzurunda ne Mekke’deki müşriklere hakaret etti ne de kendilerini kabul ettirebilmek için inançlarından taviz verdi.
Önce İslâm’dan önceki hayatlarını anlattı. Ardından Hz. Muhammed’in kendilerini nelere davet ettiğini açıkladı. Son olarak neden yurtlarını terk etmek zorunda kaldıklarını bildirdi.
Ümmü Seleme’nin naklettiği siyer rivayetinde Ca‘fer’in konuşmasının Türkçe anlamı şöyledir:
TARİHÎ SİYER RİVAYETİ · CA‘FER’İN NECÂŞÎ’YE HİTABI
“Ey hükümdar!
Biz cahiliye içinde yaşayan bir topluluktuk. Putlara tapar, ölmüş hayvanların etini yer, çirkin işler yapardık. Akrabalık bağlarını koparır, komşularımıza kötü davranırdık. İçimizde güçlü olanlar zayıfları ezerdi.
Allah bize kendi içimizden, soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini ve iffetini bildiğimiz bir peygamber gönderdi.
O bizi yalnızca Allah’a kulluk etmeye, O’nu birlemeye, bizim ve atalarımızın Allah’tan başka taptığımız taşları ve putları terk etmeye çağırdı.
Bize doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, akrabalık bağlarını korumayı, komşulara iyi davranmayı, haramlardan ve kan dökmekten uzak durmayı emretti.
Çirkin işleri, yalan söylemeyi, yetim malı yemeyi ve iffetli kadınlara iftira etmeyi yasakladı.
Yalnızca Allah’a kulluk etmemizi, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı emretti. Namazı, zekâtı ve orucu da bize emretti.
Biz ona inandık, onu tasdik ettik ve Allah’tan getirdiklerine uyduk. Yalnızca Allah’a kulluk ettik, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize haram kıldıklarını haram, helâl kıldıklarını helâl kabul ettik.
Bunun üzerine kavmimiz bize düşmanlık etti. Bize işkence yaptı. Bizi dinimizden döndürmeye, Allah’a kulluktan çıkarıp putlara kulluğa döndürmeye ve daha önce helâl gördüğümüz kötülüklere yeniden yöneltmeye çalıştı.
Bize baskı yaptıklarında, zulmettiklerinde ve dinimizi yaşamamıza engel olduklarında senin ülkene geldik.
Seni diğer hükümdarlara tercih ettik. Senin himayeni istedik.
Ey hükümdar! Senin yanında zulme uğramayacağımızı umduk.”
Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, İbn İshak’ın Ümmü Seleme’den naklettiği Habeşistan muhacirleri rivayeti. Konuşma, rivayetin bütün ana unsurlarını içeren Türkçe anlam aktarımıdır; sahihliği Buhârî ve Müslim ölçüsünde kesinleşmiş bir hadis metni olarak sunulmamaktadır.
Diyanet Haber
Ca‘fer’in sözleri, Müslümanların neden Mekke’den ayrıldıklarını ortaya koymuştu.
Onlar yalnızca kendi toplumlarının dininden ayrılmış insanlar değildi. Yeni bir inanca bağlanmış, bu inancın gereği olarak ahlâkî ve toplumsal sorumluluklar üstlenmişlerdi.
Ca‘fer’in konuşmasında dikkat çeken husus, İslâm’ı yalnızca inanç esaslarıyla anlatmamasıydı. Doğruluk, emanete riayet, akrabalık bağlarını koruma, komşuluk hakkı, yetim malının korunması ve zayıflara zulmedilmemesi gibi ahlâkî ilkeleri de açıklamıştı.
Necâşî, kendisine sığınan insanların neden ülkelerini terk ettiklerini artık onların kendi sözlerinden öğrenmişti.
Fakat hükümdarın öğrenmek istediği bir şey daha vardı.
Ca‘fer’e, peygamberlerinin Allah’tan getirdiği vahiyden yanında bir şey bulunup bulunmadığını sordu.
Ca‘fer, bulunduğunu söyledi.
Necâşî, ondan bu vahiyden okumasını istedi.
Sarayda Okunan Meryem Sûresi
Ca‘fer b. Ebî Tâlib, hükümdarın huzurunda Meryem sûresinin başlangıç bölümünden âyetler okudu.
Bu tercih dikkat çekiciydi.
Çünkü karşısında Hristiyan bir hükümdar ve din adamları bulunuyordu. Okuduğu âyetler ise Hz. Meryem ve Hz. Îsâ’nın hayatıyla ilgiliydi.
Kur’an, Hz. Meryem’in iffetini, Hz. Îsâ’nın mucizevi doğumunu ve Allah’ın kudretini anlatıyordu.
Meryem sûresinde bu olay şöyle açıklanır:
KUR’AN-I KERÎM · MERYEM SÛRESİ, 16-21
16. âyet: “Kitapta Meryem’i de okuyup an. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.”
17. âyet: “Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü.”
18. âyet: “Meryem, ‘Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)’ dedi.”
19. âyet: “Melek, ‘Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim’ dedi.”
20. âyet: “Meryem, ‘Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?’ dedi.”
21. âyet: “Melek cevap verdi: ‘Orası öyle; ancak rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir.’”Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Meali, Meryem 19/16-21.
Diyanet İşleri Başkanlığı
Ca‘fer’in okuduğu âyetler bunlarla sınırlı değildi. Siyer rivayetinde Meryem sûresinin başlangıç bölümünü okuduğu belirtilir; tam olarak nerede durduğu kesin biçimde verilmez. Bu nedenle yukarıdaki altı âyet, onun okuduğu bölümden seçilmiş tam bir pasajdır.
Rivayete göre Necâşî, Kur’an âyetlerini dinlerken ağladı. Yanındaki din adamlarından da ağlayanlar oldu.
Hükümdar, dinlediklerinin Hz. Îsâ’ya gelen vahiy ile aynı kaynaktan gelen bir hakikati taşıdığını ifade etti.
Sonra Mekke’den gelen elçilere döndü.
Müslümanları kendilerine teslim etmeyeceğini bildirdi.
Böylece Kureyş elçilerinin ilk girişimi sonuçsuz kaldı.
İkinci sınama: Hz. Îsâ hakkındaki inanç
Ancak Amr b. Âs, Müslümanları geri götürme düşüncesinden vazgeçmedi.
Siyer rivayetine göre ertesi gün Necâşî’nin huzuruna çıkarak Müslümanların Hz. Îsâ hakkında Hristiyanların inancından farklı şeyler söylediklerini bildirdi.
Bu konu, hükümdarın dinî inancıyla doğrudan ilgiliydi.
Necâşî, Müslümanları yeniden huzuruna çağırdı.
Onlara Hz. Îsâ hakkında ne söylediklerini sordu.
Ca‘fer, inançlarını gizlemedi.
Hz. Îsâ’nın Allah’ın kulu ve elçisi olduğunu, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruh olduğunu söyledi.
Bu açıklama, Kur’an’ın Hz. Îsâ hakkındaki öğretisiyle uyumluydu.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
KUR’AN-I KERÎM · NİSÂ SÛRESİ, 171
“Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Îsâ Mesîh ancak Allah’ın elçisidir, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir ve O’ndan bir ruhtur. Şu halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin, ‘(Tanrı) üçtür’ demeyin, bundan vazgeçin; hakkınızda hayırlı olan budur. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Güvenmek ve dayanmak için Allah yeter.”Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Meali, Nisâ 4/171. Bu âyet, Habeşistan görüşmesinden daha sonra inmiştir; Ca‘fer’in o gün okuduğu âyet olarak değil, onun açıkladığı inancı anlamak için verilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
Ca‘fer’in verdiği cevap, hükümdarın huzurundaki ikinci önemli sınamaydı.
Müslümanlar, kendilerini koruyan hükümdarın inancından farklı bir inanca sahip olduklarını açıkça söylüyorlardı.
Buna rağmen Ca‘fer, kendilerini güvenceye almak için inançlarını değiştirmedi.
Necâşî de onların dinî farklılığını, kendilerine zulmedilmesi için bir gerekçe kabul etmedi.
Rivayete göre yerden küçük bir çubuk alarak Hz. Îsâ hakkında duyduklarıyla kendi inancı arasında bu çubuk kadar bile fark bulunmadığını ifade etti.
Ardından Müslümanların ülkesinde güven içinde yaşayabileceklerini bildirdi.
Kureyş elçilerinin getirdiği hediyelerin geri verilmesini emretti.
Böylece Mekke’den gelen elçiler, Müslümanları geri götüremeden ayrılmak zorunda kaldılar.
Diyanet Haber
Habeşistan’da Güven İçinde Geçen Yıllar
Necâşî’nin kararı, muhacirler için büyük önem taşıyordu.
Mekke’de inançlarından dolayı baskı gören Müslümanlar, Habeşistan’da ibadetlerini yerine getirebilecekleri bir ortam bulmuşlardı.
Ümmü Seleme’nin naklettiği siyer rivayetinde, Necâşî’nin ülkesinde güven içinde yaşadıkları ve dinleri sebebiyle kötü muamele görmedikleri anlatılır.
Ca‘fer b. Ebî Tâlib ve beraberindeki Müslümanların bir kısmı Habeşistan’da uzun yıllar kaldı.
Bu süre içerisinde Medine’de İslâm toplumu kurulmuş, Hz. Peygamber hicret etmiş, Bedir ve Uhud gibi önemli olaylar yaşanmıştı.
Habeşistan’daki muhacirlerin bir bölümü daha sonra Medine’ye döndü.
Ca‘fer’in dönüşü ise hicretin yedinci yılında, Hayber’in fethedildiği döneme rastladı.
İki hicretin sevabı
Habeşistan muhacirlerinin yaşadıkları, Medine’ye döndükten sonra da unutulmadı.
Bunun en açık örneklerinden biri, Ca‘fer’in eşi Esmâ bint Umeys’in yaşadığı olaydır.
Esmâ, Hz. Ömer’in kızı Hafsa’nın yanındayken Hz. Ömer oraya geldi. Aralarında hicretin fazileti hakkında bir konuşma geçti.
Hz. Ömer, Medine’ye daha önce hicret edenlerin Hz. Peygamber’e daha yakın olduklarını ifade etti.
Esmâ ise Habeşistan’da geçirdikleri yılları ve karşılaştıkları güçlükleri hatırlattı. Kendilerinin de Allah ve Resûlü uğruna hicret ettiklerini söyledi.
Ardından meseleyi Hz. Peygamber’e götürdü.
SAHİH HADİS · HABEŞİSTAN MUHACİRLERİNİN FAZİLETİ
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin naklettiği uzun rivayetin bu olayla ilgili konuşmasının Türkçe anlamı şöyledir:
Esmâ bint Umeys, Hz. Peygamber’e Hz. Ömer’in söylediklerini anlattı.
Resûlullah ona, Hz. Ömer’in ne söylediğini sordu. Esmâ da Medine’ye önce hicret edenlerin kendilerinden üstün olduklarını ileri sürdüğünü bildirdi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
“O, bu konuda sizden daha hak sahibi değildir. Onun ve arkadaşlarının bir hicreti vardır. Siz gemi yolcularının ise iki hicreti vardır.”
Kaynak: Buhârî, Megāzî, 4230; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe, 2502. Sahih. Bu, uzun rivayette geçen ilgili konuşmanın tam anlamıdır; hadisin bütün diğer olaylarını içermemektedir.
Hz. Peygamber’in bu açıklaması, Habeşistan’a hicret eden Müslümanların fedakârlığını ortaya koyuyordu.
Onlar önce Mekke’den Habeşistan’a gitmiş, ardından Medine’deki Müslüman topluma katılmışlardı.
Yıllarca Hz. Peygamber’den uzakta kalmış olmaları, Allah ve Resûlü uğruna yaptıkları fedakârlığın değerini ortadan kaldırmıyordu.
Necâşî’nin Vefatı ve Hz. Peygamber’in Ona Vefası
Habeşistan’da Müslümanlara güvenli bir sığınak sağlayan Necâşî, yıllar sonra vefat etti.
Hz. Peygamber, onun ölüm haberini sahâbîlerine bildirdi.
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği sahih hadiste olay şöyle anlatılır:
SAHİH HADİS · NECÂŞÎ’NİN VEFATI
Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlatmıştır:
“Resûlullah (s.a.v.), Necâşî’nin vefat ettiği gün onun ölüm haberini bize bildirdi. Sonra namazgâha çıktı, sahâbîleri saf hâline getirdi ve dört tekbir alarak cenaze namazını kıldırdı.”
Râvi: Ebû Hüreyre. Kaynak: Buhârî, Cenâiz, 1333. Sahih. Necâşî’nin Ashame adıyla anıldığı ve dört tekbirle cenaze namazının kılındığı ayrıca Buhârî 3879’da Câbir b. Abdullah tarafından nakledilir.
Diyanet Haber
+1
Bir zamanlar Mekke’den kaçmak zorunda kalan Müslümanları himayesine alan hükümdar, artık hayatta değildi.
Fakat onun yaptığı iyilik unutulmamıştı.
Hz. Peygamber’in Necâşî için cenaze namazı kıldırması, İslâm tarihindeki bu ilişkinin son derece anlamlı bir sahnesi oldu.
Habeşistan’da başlayan bu hikâye, yalnızca bir sığınma olayı olarak kalmamıştı. Farklı toplumlar arasında adalet, güven ve dinî sorumluluk temelinde kurulabilecek ilişkilerin önemli örneklerinden biri hâline gelmişti.
Sonuç: Ca‘fer’in Sözlerinde İman, Necâşî’nin Kararında Adalet
Habeşistan hicretleri, İslâm tarihinin ilk yıllarında Müslümanların karşılaştıkları zulümden kurtulmak için başvurdukları önemli yollardan biriydi.
Bu olayda Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in üstlendiği görev özellikle dikkat çekicidir.
Ca‘fer, hükümdarın huzuruna çıktığında yalnızca kendisini ve arkadaşlarını savunmadı. İslâm’ın neye davet ettiğini, hangi kötülükleri yasakladığını ve insanlardan nasıl bir hayat istediğini anlattı.
Sözlerini tehdit üzerine kurmadı. Kendisini dinleyenlerin inancını küçümsemedi. Fakat kendi inancından da vazgeçmedi.
Hz. Îsâ hakkında sorulan soruya, kabul görmek için gerçeği değiştirmeden cevap verdi.
Necâşî ise kendisine sığınan insanları, haklarında ileri sürülen suçlamaları dinlemekle yetinmeden bizzat dinledi. Onların dinî farklılığını, zulme teslim edilmeleri için yeterli bir gerekçe saymadı.
Bu nedenle Habeşistan hicretleri, İslâm tarihinde inancı açıkça ifade etmenin, adalet talep etmenin ve farklı inanç mensuplarıyla saygı içinde konuşmanın erken örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Mekke’den yola çıkan muhacirler, güven içinde ibadet edebilecekleri bir yer arıyordu. Ca‘fer’in konuşması, bu arayışın nedenlerini açıkça ortaya koydu. Necâşî’nin kararı ise onların sığınma talebine karşılık verdi.
Habeşistan’da yaşananlar, adaletin yalnızca aynı inancı paylaşan insanlar arasında değil, farklı inançlara sahip insanlar arasında da korunması gereken bir değer olduğunu gösterdi.
Ca‘fer’in cesareti, hakikati nezaketle savunmasındaydı. Necâşî’nin adaleti ise kendisine sığınanları dinleyip onları haksızlığa teslim etmemesinde ortaya çıktı.
Kaynak ve rivayet notu: Necâşî’nin huzurundaki uzun konuşma ve iki elçilik girişimi, başta İbn İshak–İbn Hişâm olmak üzere siyer kaynaklarında nakledilen tarihî rivayetlere dayanmaktadır. Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’deki Habeşistan muhacirlerinin fazileti ve Necâşî’nin cenaze namazına ilişkin hadisler ayrı biçimde belirtilmiştir. Ca‘fer’in konuşması, Buhârî veya Müslim’de aynı uzunlukta geçen bir sahih hadis olarak sunulmamıştır. Kur’an mealleri Diyanet İşleri Başkanlığının Kur’an Yolu Meali’nden alınmıştır.
