Hz. Eyyûb (a.s.), Kur’an-ı Kerim’de sabır, şükür ve ihlasın en büyük sembolü olarak gösterilen, Şam/Şeriat (günümüz Suriye-Ürdün sınırındaki Havran) bölgesinde yaşamış ulu bir peygamberdir. Yüce Allah ona başlangıçta muazzam bir zenginlik, çok sayıda evlat, geniş topraklar, sürüler ve sıhhat bahşetmiş; ardından onu sahip olduğu tüm varlığı kaybetme ve ağır bir beden hastalığı ile imtihan etmiştir. Hz. Eyyûb, yaşadığı tüm felaketlere rağmen bir an olsun Rabbine ısyan etmemiş, şikayette bulunmamış ve insanlık tarihine “Eyyûb Sabrı” kavramını miras bırakmıştır.
1. Büyük Nimetlerden Büyük İmtihana
Hz. Eyyûb, toplumunda cömertliği, fakirleri gözetmesi, misafirperverliği ve gece-gündüz Rabbine şükretmesiyle tanınan zengin bir zat idi. Ancak ilahi takdir gereği imtihan çarkı dönmeye başladı:
- Malların ve Servetin Kaybı: Birbiri ardına gelen felaketlerle sürüleri telef oldu, tarlaları ve bağları kurudu, tüm servetini kaybetti.
- Evlat İmtihanı: Yaşadıkları evin çökmesi sonucu bütün çocukları vefat etti.
- Beden İmtihanı: Kısa bir süre sonra tepeden tırnağa tüm bedenini kaplayan ağır, yaralı ve sancılı bir hastalığa yakalandı.
Hastalık o kadar şiddetlendi ki, akrabaları ve komşuları bulaşıcı olduğunu düşünerek onu şehir dışına çıkardılar. Yanında sadece ona büyük bir vefa, sevgi ve sabırla hizmet eden fedakâr eşi (rivayetlerde Hz. Rahme) kaldı. Hz. Eyyûb, her şeyini kaybetmesine rağmen dilinden zikri, kalbinden şükrü düşürmedi ve şöyle diyordu: “Veren Allah’tı, alan da O’dur. O’nun verdiğine şükrettiğim gibi aldığında da sabrederim.”
2. İblis’in Vesvesesi ve Hz. Eyyûb’un Edep Dolu Duası
Şeytan, Hz. Eyyûb’un moralini bozmak, onu Rabbine karşı şikâyet ettirmek için her yolu denedi. Hatta eşine sokularak onu ümitsizliğe düşürmeye çalıştı. Ancak Hz. Eyyûb hem şeytanın oyunlarını boşa çıkardı hem de hastalığı yıllarca sürmesine rağmen Allah’tan doğrudan şifa istemekten utandı; “Rabbim bana 80 yıl afiyet verdi, henüz 80 yıl hastalık çekmedim ki O’ndan şifa istemeye utanırım” düşüncesiyle edebini korudu.
Nihayet hastalık kalbine ve diline ulaşıp Allah’ı anmasına, O’na ibadet etmesine engel olacak boyuta geldiğinde, Rabbine bir şikâyet olarak değil, acziyetini arz eden muazzam bir edep cümlesiyle sığındı.
Kur’an-ı Kerim Hz. Eyyûb’un bu samimi niyazını şöyle aktarır:
“Eyyûb’u da hatırla! Hani o Rabbine: ‘BAŞIMA BİR SIKINTI/ZARAR GELDİ; SEN İSE MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİSİN!’ diye nida etmişti.” (Enbiyâ Suresi, 83)
“Kulumuz Eyyûb’u da an! Hani o Rabbine: ‘Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu’ diye seslenmişti.” (Sâd Suresi, 41)
Hz. Eyyûb duasında “Beni iyileştir” dahi dememiş; sadece durumunu Rabbine arz edip O’nun er-Rahmân ve er-Rahîm sıfatlarına sığınmıştır.
3. İlahi Şifa, Mucizevi Su ve Nimetlerin İadesi
Yüce Allah, kulu Eyyûb’un bu derin edep ve teslimiyetini kabul etti. Ona ayağını yere vurmasını emretti. Yerden fışkıran mucizevi su, hem dışındaki yaraları temizleyecek yıkanma suyu hem de içindeki hastalıkları iyileştirecek şifa kaynağı oldu:
“Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisinde bulunan sıkıntıyı giderdik…” (Enbiyâ Suresi, 84)
” (Ona dedik ki:) ‘Ayağını yere vur! İşte yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su!’“ (Sâd Suresi, 42)
Hz. Eyyûb bu suyla yıkanıp içince vücudundaki tüm hastalıklar yok oldu, eski gençliğine, sağlığına ve güzelliğine kavuştu. Bununla da kalmadı; Yüce Allah katından bir rahmet olarak ona kaybettiği evlatlarının ve servetinin kat kat fazlasını ihsan etti:
“Katımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için bir öğüt olmak üzere ona ailesini ve onlarla birlikte bir mislini daha bağışladık.” (Sâd Suresi, 43)
Kur’an-ı Kerim, Hz. Eyyûb’un bu ağır sınavdan sonraki makamını şu ilahi iltifatla mühürler:
” …Gerçekten biz onu sabredici bulduk. O ne güzel bir kuldu! Şüphesiz o, daima Allah’a yönelen biriydi.” (Sâd Suresi, 44)
4. Hz. Eyyûb İle İlgili Hadis-i Şerifler
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), en ağır imtihanların peygamberlere geldiğini belirterek Hz. Eyyûb’un sabrını ümmetine örnek göstermiştir:
“İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir; sonra sırasıyla (iman ve faziletçe) onlara en yakın olanlar gelir. Kişi dini oranında imtihana tabi tutulur…” (Tirmizî, Zühd 56; İbn Mâce, Fiten 23)
Resûlullah (s.a.v.), Hz. Eyyûb’un şifa bulduğu anı ve ilahi lütfu bir hadis-i şeriflerinde şöyle anlatmıştır:
“Eyyûb (a.s.) çıplak olarak yıkanırken üzerine altından bir sürü çekirge düştü. Eyyûb hemen onları elbisesine toplamaya başladı. Rabbi ona: ‘Ey Eyyûb! Ben seni bu gördüğün şeyden müstağni (ihtiyaçsız) kılmadım mı?’ diye seslendi. Eyyûb ise: ‘Evet İzzetine andolsun ki öyle! Fakat senin bereketinden müstağni olamam’ dedi.” (Buhârî, Gusül 20, Anbiyâ 20)
5. Kıssadan Alınacak İlâhî ve Zihniyet Dersleri
- Sabır Pasif Kabulleniş Değil, Aktif Bir Duruştur: Sabır; başa gelen felaketler karşısında yıkılmamak, şikayet etmemek, imandan ve ahlaktan taviz vermeden mücadeleye ve ibadete devam etmektir.
- Sağlık ve Zenginlik Mutlak Değildir: İnsanın elindeki mal, mülk, makam ve beden sağlığı birer ematnettir. Bunların varlığı gurur vesilesi olmadığı gibi, kaybı da Allah’ın insanı terk ettiği anlamına gelmez.
- Duadaki Edep ve Üslup: Hz. Eyyûb duasında durumunu arz etmiş fakat Allah’a nasıl yapması gerektiğini dikte etmemiştir. Dua ederken sitemkâr değil, hürmetkâr ve edep dolu bir dille ilahi rahmete sığınmak esastır.
- Zor Zamanlarda Vefa: Hz. Eyyûb’un eşinin gösterdiği sadakat ve hizmet, aile hayatında zor günlerde gösterilecek vefanın ve sebatın en muazzam örneğidir.
- Geçici Darlık Kalıcı Mükafat Getirir: Dünyadaki darlık, hastalık ve kayıplar geçicidir. İlahi emirlere sabredenleri hem dünyada yenilenmiş bir rahmet hem de ahirette sonsuz bir mükafat beklemektedir.
