PUSULA — İnanç ve İbadetin Esasları

Sitede Oku

Bu kitabın adı Pusula. Alt başlığı: İnanç ve İbadetin Esasları. Altı kitaplık bir dizinin altıncısı ve sonuncusu.

Kitabın çıkış noktası basit bir sorudur: bir müslüman neye inanır ve neyapar? Cevap bellidir altı esas ve beş şart. Kitap bu cevaba hiçbir madde eklemiyor, hiçbir madde çıkarmıyor. Yalnız her maddenin neye dayandığını soruyor.

Kitap on dokuz bölümdür ve sırası Cibrîl hadîsinin kendi sırasını takip eder: önce iman, sonra İslam, sonra ihsan. Yüz doksan altı soru var ve her soru aynı dört adımla yürüyor. Önce sonuç söyleniyor. Sonra o sonucun nereden bilindiği. Sonra delil. Ve en sonda şu soruluyor: bunu bilen biri ne yapar, hangi cümleyi artık kurmaz.

Kitabın kurucu ayrımı şudur: bir şeyin dinde sabit olması ile, o şeyin din hakkında söylenmiş olması aynı şey değildir.

Ve kitabın bir tespiti vardır ki kuruluşunu değiştirmiştir. Türkçede inanç dersi hemen her zaman “Allah vardır” cümlesiyle başlar. Oysa klasik inanç metinleri böyle başlamaz. Nesefî’nin metni yüzyıllarca medreselerde okutulmuş en yaygın inanç metni — Allah’tan söz etmeye başlamaz. İlk cümlesi şudur: eşyanın hakikatleri sabittir ve onların bilgisi gerçekleşir. Yani metin, “Allah vardır” demeden önce bir şeyi kurar: bir şey bilinebilir. Çünkü “Allah vardır” bir bilgi iddiasıdır, ve bilginin mümkün olduğu kurulmadan hiçbir bilgi iddiası kurulamaz. Bu açılışın Türkçe anlatımdan düşmüş olması bu kitabın kendi tespitidir ve kitap bu yüzden birinci bölümünü Allah’a değil, bilginin yollarına ayırmıştır.

Şimdi bölümlere geçelim.

Birinci bölüm bilginin yollarını soruyor. Üç yol vardır: sağlam duyular, doğru haber, akıl. Haber ikiye ayrılır: topluca gelen haber ve tek yollu haber. Ve topluca gelmenin ölçüsü kişi sayısı değil, nakledenlerin birbirinden bağımsız olmasıdır. İlham reddedilmez, fakat başkasına gösterilecek bir delil sayılmaz. Aktarılan iman geçerlidir; zaafı imanın kendisinde değil, dayanağının bir kişi olmasındadır.

İkinci bölüm Allah’ın varlığını ele alıyor. Kur’an Allah’ın varlığını ispat etmeye girişmez hatırlatır. Çünkü ilk muhatabı yaratıcıyı zaten kabul ediyordu; kavga birlik üzerineydi. Sonradan olma delili, olabilirlik delili, düzen delili ve yaratılış delili itirazlarıyla birlikte veriliyor. Ve “olabilirlik delilini kelâma Gazzâlî soktu” sözünün doğrulanamadığı kaydediliyor.

Üçüncü bölüm birliği ele alıyor. İhlâs sûresi, birbirini engelleme delili, ve ortak koşmanın dört ayaklı tarifi: zât, sıfat, fiil, ibadet.
Küçük ortak koşmanın “küçük” olması dinden çıkarmaması bakımındandır, ağırlığı bakımından değil. Ve gösteriş hadisinin Buhârî’de olmadığı Kütüb-i Sitte’de hiç bulunmadığı burada kaydediliyor.

Dördüncü bölüm sıfatları ele alıyor. Yirmi sıfat şemasının Senûsî-Eş’arî ders geleneğinin ürünü olduğu, Mâtürîdî metinlerinin başka sınıflama yaptığı; Eş’arîlerin yaratma sıfatını inkâr etmedikleri; ve Kur’an’ın yaratılmışlığı tartışmasında ayrımın içteki anlam ile harf ve ses arasında olduğu anlatılıyor.

Beşinci bölüm doksan dokuz ismi ele alıyor. Sayı iki Sahîh’te sabittir; liste değildir. Tirmizî’nin kendi hükmü “garîb”dir, İbn Hacer listenin sıralanmasını nakledenlerden birinin eklemesi sayar. Ve hadiste “başka ismi yoktur” diye bir iddia yoktur.

Altıncı bölüm bilginin sınırını ele alıyor. En’âm 6/103 görmeyi değil, kuşatarak kavramayı reddeder. İmam Mâlik’e bağlanan istivâ sözünün en az üç şekli vardır ve hocası Rebîatürre’y’e de bağlanır; Ümmü Seleme’ye bağlanması zayıftır. Ve “bilmiyorum” demenin ne zaman bir ilim hükmü olduğu burada anlatılıyor.

Yedinci bölüm peygamberliğin niçin gerektiğini soruyor. İyilik ve kötülüğün akılla bilinip bilinemeyeceği tartışması; davet ulaşmamış insanlar meselesinde iki değil dört görüş bulunduğu; ve İsrâ 17/15’in sözü itibariyle “azap etmeyiz” dediği, “sorumlu tutmayız” demediği bu ayrım bütün tartışmanın döndüğü yerdir.

Sekizinci bölüm peygamberin nasıl bir insan olduğunu ele alıyor. Günahsızlığın ekoller arasındaki formülasyon farkı; zelle ile küçük günahın aynı şey olmadığı biri niyete, öbürü ağırlığa bakar; ve “siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz” hadisinin, Müslim’in bölüm başlığıyla birlikte okunduğunda tam tersini gösterdiği.

Dokuzuncu bölüm mucizeyi ele alıyor. Olağanüstü hâlin dokuz ayrı sınıfı vardır. Mucize ile kerâmeti ayıran şey büyüklük değil, bağlamdır. Ve mucize peygamberin yaptığı bir şey değildir; Allah’ın fiilidir, peygamberin elinde meydana gelir.

Onuncu bölüm son peygamberliği ele alıyor. İki okuyuş da aynı anlamı verir. Kapanan haber kapısıdır, anlama kapısı değil. Ve “kalbime doğdu, dolayısıyla böyledir” sözünün nereye oturduğu burada konuşuluyor.

On birinci bölüm kitapları ve vahyi ele alıyor. Sahife dağılımının görülen nüshalarla örtüşmediği; bozulma meselesinde üç ayrı görüş bulunduğu ve İbn Teymiyye’nin en katı değil, en ölçülü taraflardan birinde olduğu; ve Kur’an’ın toplanmasında esas alınan kaynağın kesin bir nüsha sayısı vermediği bu sebeple bu kitapta sayı ve isim verilmediği.

On ikinci bölüm melekleri ve cinleri ele alıyor. “Azrâil” ismi Kur’an’da ve sağlam sünnette yoktur. Dört büyük melek sınıflaması tek bir yerde topluca bulunmaz. “Melekler nefes almaz” sözüne bir dayanak bulunamamıştır. Ve Cin sûresindeki bir kelimenin “deden” diye çevrilmesi âyetin anlamını tersine çevirir.

On üçüncü bölüm âhireti ele alıyor. Mehdî’nin iki Sahîh’te hiç geçmediği; küçük ve büyük alâmet ayrımının hadiste bulunmadığı; mîzânla ilgili âyetlerin çoğul olduğu; şefaatin reddedilmeyip izne bağlandığı; ve berzahın âyetin sözünde bir mekân değil bir engel olduğu.

On dördüncü bölüm kaderi ele alıyor. Kazâ ile kaderin tarifinin ekollere göre tersine döndüğü; kazanma görüşünün bir orta konum olarak kurulduğu; Mu’tezile’nin kaderi inkâr etmediği; Sâffât 37/96’da Zemahşerî ile Nesefî’nin aynı dil tercihini yaptığı; ve Ra’d 13/11’in yarısından kesilerek kendi devamına aykırı bir teze âlet edildiği.

On beşinci bölüm imanı, ameli ve kâfir saymanın sınırını ele alıyor. Ameli imanın temel şartı saymak Hanefî-Mâtürîdî ve Eş’arî çizginin görüşü değildir. İmanın artıp eksilmesi tartışması Ehl-i Sünnet’in içindedir. Ve Buhârî, “kardeşine kâfir diyen” hadisini bölüm başlığına “yorumsuz olarak” kaydını koyarak vermiştir bütün denge o iki kelimede durur.

On altıncı bölüm görüş ayrılığının niçin bulunduğunu soruyor. İbn Rüşd’ün altı sebebinin hiçbiri “anlaşamamak” değildir; altısı da sözün ve delilin yapısındadır. Ayrılık mezhepten doğmaz; mezhep ayrılıktan doğar. Ve “her görüş doğrudur” cümlesi kayıtsız söylendiğinde yanlıştır.

On yedinci bölüm şehâdet sözünü ve namazı ele alıyor. Besmele, Fâtiha, elleri bağlamak yahut salıvermek, kunut, âmîn, abdest — altı ayrılık ve altı ayrı usûl noktası. Kadına dokunmanın abdesti bozup bozmaması meselesinin kilidi bir kelimenin iki okunuşundadır.

On sekizinci bölüm zekâtı, orucu ve haccı ele alıyor. On dört soruda on dört ayrılık açılıyor ve her birinin ayrı bir sebebi çıkıyor: hüküm sebebinin tespiti, delilin kesinlik derecesi, kayıtsız sözün kapsamı, hilâlin bir yerde görülmesinin her yeri bağlayıp bağlamaması.

On dokuzuncu bölüm ihsanı, tevbeyi ve istikameti ele alıyor. “Allah’ı görür gibi ibadet et” hadisinin ikinci yarısı — “sen O’nu görmüyorsan da, O seni görüyor” birinci kapıyı açamayan için açılmış ikinci kapıdır. Tevbenin şartları, vakti, ve doksan dokuz kişi öldüren adamın kıssası burada.

Sonuç kısmı dokuz hattı topluyor, kitabın bütün dayanaklarını iki tabloda gösteriyor, doksan iki künye düzeltmesini sıralıyor, seksen beş doğrulanamayan maddeyi kaydediyor ve kitabın kendisine ait yirmi dört tespiti tek tek sayıyor.

Ve bu kitapla altı kitaplık dizi tamamlanıyor.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir