Hz. Mûsâ (a.s.), Kur’an-ı Kerim’de adı 136 defa anılan, şeriat sahibi büyük peygamberlerden biridir. Hayatı; doğumu, büyümesi, saray yaşamı, hicreti, peygamberliği, Firavun’la olan mücadelesi, kavminin eğitilmesi ve hikmet dolu yolculuklarıyla tam bir hidayet dersidir.
1. Doğumu, Saraya Girişi ve İlahi Plan
Firavun (II. Ramses veya Merneptah olduğu rivayet edilir), bir gece rüyasında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır’a gelerek Kıbtîlerin evlerini yaktığını, ancak İsrailoğulları’na dokunmadığını gördü. Kâhinler bu rüyayı şöyle yorumladı: “İsrailoğulları soyundan bir erkek çocuk doğacak, senin krallığını ve Mısır düzenini yerle bir edecek.”
Firavun derhal bir ferman çıkardı: Doğan tüm erkek çocuklar öldürülecek, kızlar sağ bırakılacak. (Buhârî ve İbn Kesîr aktarımlarına göre nüfus ve iş gücü dengesi bozulunca bir yıl çocukları öldürdüler, bir yıl serbest bıraktılar. Hz. Hârûn serbest yılda, Hz. Mûsâ ise öldürme yılında dünyaya geldi.)
Hz. Mûsâ doğduğunda annesi (İmran’ın eşi Yuhâbez) büyük bir korkuya kapıldı. Yüce Allah ona ilham etti:
“Onu emzir, kendisine bir zarar gelmesinden korktuğunda onu denize (Nil’e) bırak; korkma ve üzülme! Çünkü biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız.” (Kasas Suresi, 7)
Annesi, ziftle sıvadığı bir ahşap sandığa bebeği koyup Nil Nehri’ne bıraktı. Ablası Meryem’e de gizlice takip etmesini söyledi. Sandık nehirde sürüklenerek Firavun’un sarayının bahçesindeki su kanalına girdi. Firavun’un imana eren, erdemli eşi Âsiye sandığı açtı, bebeğin gözlerindeki nuru görünce kalbi sevgiyle doldu:
“Firavun’un karısı dedi ki: ‘Bana da sana da göz aydınlığı olsun! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz.’ Oysa onlar işin farkında değillerdi.” (Kasas Suresi, 9)
Sarayda bebek hiçbir sütanneyi kabul etmedi, açlıktan ağlamaya başladı. Dışarıdan izleyen ablası saraya girerek: “Size onun bakımını üstlenecek, ona iyi bakacak bir aile göstereyim mi?” dedi. Böylece Hz. Mûsâ, kendi öz annesine sütanne sıfatıyla geri döndü ve sarayda prens gibi büyüdü.
2. Kazaen Adam Öldürme, Medyen’e Hicret ve Hz. Şuayb ile Evlilik
Hz. Mûsâ olgunluk çağına ulaştığında güçlü ve heybetli bir gençti. Bir gün şehirde dolaşırken saray mensubu bir Kıbtî (Mısırlı) ile İsrailoğulları’ndan birinin kavga ettiğini gördü. Irkdaşı yardım isteyince Hz. Mûsâ, kavgayı ayırmak niyetiyle Kıbtî’ye bir yumruk attı. Ancak adam oracıkta öldü. Hz. Mûsâ kastı olmadığını belirterek derhal tövbe etti:
“Bu şeytanın işidir. O gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır. Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim, beni bağışla!’ dedi. Allah da onu bağışladı.” (Kasas Suresi, 15-16)
Ertesi gün saray yetkililerinin kendisini öldürmek için aradığını haber alan vicdanlı bir adam (Mu’min-i Âl-i Firavun) gelip Mûsâ’ya şehri terk etmesini söyledi. Mûsâ (a.s.) yiyeceksiz ve bineksiz olarak çölü geçip Medyen’e kaçtı.
Medyen kuyusunun başına vardığında çobanların hayvanlarını suladığını, geride ise iki genç kızın hayvanlarını zapt etmeye çalıştığını gördü. Onlara yardım edip hayvanlarını suladı, ardından bir ağacın gölgesine çekilip şöyle dua etti:
“Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım!” (Kasas Suresi, 24)
Kızlar durumu yaşlı babalarına (İslam alimlerinin çoğunluğuna göre Hz. Şuayb a.s.) anlattılar. Kızlardan biri babasına: “Babacığım, onu ücretle tut! Çünkü ücretle tutacağın en hayırlı kişi bu güçlü ve güvenilir adamdır” dedi. Yaşlı zat, Mûsâ’ya 8 veya 10 yıl çobanlık yapması karşılığında kızlarından biriyle (Saffûre) evlenmesini teklif etti. Hz. Mûsâ bu şartı kabul edip yıllarca Medyen’de kaldı.
3. Tûr Dağı’nda İlk Vahiy ve Kutsal Görev
Ait olduğu süreyi dolduran Hz. Mûsâ, eşi ve çocuklarıyla Mısır’a doğru yola çıktı. Karanlık ve soğuk bir gecede Tûr Dağı hizasındayken uzaklarda bir ateş gördü. Ailesine “Siz durun, ben bir ateş gördüm; belki bir haber ya da ısınmamız için bir kor getiririm” diyerek ateşe yaklaştı.
Ateşin yanına vardığında yemyeşil bir çalıdan neşet eden bir nur gördü. Yüce Allah ona vasıtasız olarak hitap etti:
“Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet ben senin Rabbinim. Pabuçlarını çıkar; çünkü sen kutsal vadi Tuva’dasın. Ben seni seçtim; şimdi vahyolunanı dinle! Şüphesiz ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl!” (Tâhâ Suresi, 11-14)
Allah-u Teâlâ ona elindeki âsâsını yere atmasını emretti. Âsâ anında kıvrılan, heybetli bir yılana dönüştü. Hz. Mûsâ korkup geri çekilince, Allah “Tut onu, korkma! Biz onu ilk haline döndüreceğiz” buyurdu. İkinci mucize olarak elini koynuna sokup çıkarması emredildi; el gözleri kamaştıran lekesiz bembeyaz bir ışık saçıyordu (Yed-i Beyzâ).
Hz. Mûsâ, göğsündeki darlık ve konuşmasındaki tutukluk sebebiyle kardeşi Hz. Hârûn’un da kendisine vezir ve peygamber olarak verilmesini istedi. Duası kabul edildi.
4. Firavun ile Mücadele, Sihirbazların İmanı ve Mısır Belaları
Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn, ilahi emre uyarak Firavun’a gittiler. Onu kibirlenmeden, yumuşak bir dille (“Kevlen leyyinen”) hak dine davet ettiler ve İsrailoğulları’nı serbest bırakmasını istediler. Firavun, “Seni çocukken büyütmedik mi? Sen nankörsün!” diyerek geçmişi hatırlattı ve Mûsâ’yı sihirbazlıkla suçladı.
Ülkenin en usta sihirbazları bayram gününde halkın önünde toplandı. Sihirbazlar iplerini ve değneklerini yere atarak göz bağcılık ve göz illüzyonuyla onları hareket eden yılanlar gibi gösterdiler. Hz. Mûsâ içinden bir korku duydu. Allah “Korkma, üstün gelecek olan sensin!” buyurdu. Hz. Mûsâ âsâsını attığında, âsâ sihirbazların uydurduğu tüm sahte şeyleri yuttu.
Sihirbazlar bunun bir sihir değil, ilahi bir mucize olduğunu anladılar ve derhal secdeye kapandılar:
“Sihirbazlar secdeye kapandılar ve: ‘Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine, âlemlerin Rabbine iman ettik’ dediler. Firavun: ‘Ben size izin vermeden mi iman ettiniz? Elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım!’ dedi. Onlar: ‘Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz’ dediler.” (Tâhâ Suresi, 70-73 / A’râf Suresi, 120-125)
Firavun iman etmeyip zulmünü artırınca Mısır’a sırasıyla felaketler gönderildi:
- Tufan (Aşırı yağmurlar ve su baskınları)
- Çekirge İstilası (Tüm ekili alanları yediler)
- Haşere / Bit İstilası
- Kurbağa Baskını (Evler, yemek kapları kurbağalarla doldu)
- Kuyuların ve Nil’in Kana Dönüşmesi
Halk her felakette Hz. Mûsâ’ya gelip “Rabbine dua et, bunu kaldırsın iman edeceğiz” dedi; musibet kalkınca sözlerinden döndüler.
5. Gece Yürüyüşü (Hurûç), Deniz Yarılması ve Firavun’un Helak Olması
Sonunda Allah, Hz. Mûsâ’ya kullarını geceleyin Mısır’dan çıkarmasını vahyetti. Mûsâ (a.s.) İsrailoğulları’nı toplayarak Mısır’dan ayrıldı. Firavun ordusuyla peşlerine düştü. Kızıldeniz kıyısına geldiklerinde önde deniz, arkada ordu vardı. İsrailoğulları feryat etti: “Yakalandık, helak olacağız!”
Hz. Mûsâ sarsılmaz bir imanla haykırdı:
“Hayır! Rabbim benimle beraberdir, O bana yol gösterecektir!” (Şu’arâ Suresi, 62)
Allah’ın emriyle Hz. Mûsâ âsâsını denize vurdu. Kızıldeniz 12 ayrı yola ayrıldı, her bir yol adeta devasa bir su duvarı gibi dimdik durdu. İsrailoğulları karşıya geçti. Firavun ve ordusu da hırsla açılan yollara daldı. Tam Mısır ordusu denizin ortasındayken sular kapandı.
Boğulmakta olan Firavun son anda: “İsrailoğulları’nın inandığından başka ilah olmadığına iman ettim, ben de Müslümanlardanım” dedi. Ancak ölüm anındaki (Ye’s hali) iman kabul olunmadı. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
“Şimdi mi? Oysa daha önce başkaldırmış ve bozgunculardan olmuştun. Bugün senin cesedini (arkandan gelenlere bir ibret olsun diye) kurtaracağız!” (Yûnus Suresi, 91-92)
6. Çöl İmtihanları: Altın Buzağı, Şaşkınlık Yılları (Tîh) ve Kudret Helvası
Denizi geçen İsrailoğulları, kısa süre sonra puta tapan bir kavim görüp Hz. Mûsâ’ya: “Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap!” diyerek nankörlüklerine başladılar.
- Tûr Dağı ve Sâmirî: Hz. Mûsâ, Tevrat levhalarını almak için Tûr Dağı’na çıktı. 30 günlük süre 40 güne tamamlandı. Hz. Mûsâ’nın yokluğunda Sâmirî adındaki bir münafık, Mısır’dan getirilen ziynet eşyalarını eriterek içinden rüzgar geçtikçe böğürme sesi çıkaran bir altın buzağı heykeli yaptı. Hz. Hârûn’un tüm uyarmalarına rağmen halk buzağıya taptı. Hz. Mûsâ dönünce buzağıyı yaktırdı, küllerini denize savurdu ve Sâmirî’yi sürgün etti.
- Tîh Çölü ve Sürgün: Allah, Kenan diyarını (Kudüs) fethetmelerini emretti. Fakat İsrailoğulları korkup: “Ey Mûsâ! Orada zorba bir toplum var. Onlar çıkmadıkça biz girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız!” dediler (Mâide Suresi, 24). Bu itaatsizlik yüzünden 40 yıl boyunca Tîh Çölü’nde dairesel olarak dönüp durmaya ve orada hapsolmaya mahkûm edildiler.
- İlahi İkramlar: Bu ceza sırasında dahi Allah onlara merhamet ederek sıcaktan korunmaları için bulutları gölgelik yaptı, karınlarını doyurmak için Menne (kudret helvası) ve Selvâ (bıldırcın eti) indirdi. Hz. Mûsâ’nın âsâsını kayaya vurmasıyla 12 kabile için 12 ayrı su pınarı fışkırdı.
7. Hz. Mûsâ ve Hz. Hızır (a.s.) Yolculuğunun Detayları
Hz. Mûsâ bir gün kavmine hitap ederken biri: “Yeryüzünde senden daha bilgili kimse var mı?” diye sordu. Mûsâ (a.s.) “Yoktur” deyince Allah vahiy gönderdi: “İki denizin birleştiği yerde (Mecma’u’l-Bahreyn) senden daha bilgili bir kulumuz vardır.”
Hz. Mûsâ, genç yardımcısı Yûşa b. Nûn ile birlikte yola çıktı. Yanlarına aldıkları pişmiş balığın denize atlayıp yüzüp gitmesi (mucizevi bir işaret) üzerine Hz. Hızır’ı buldular.
Hz. Mûsâ: “Sana öğretilen ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi. Hz. Hızır: “Sen benimle birlikteyken sabredemezsin. İçyüzünü bilmediğin bir şeye nasıl sabredeceksin ki? Ama geliyorsan, ben sana anlatmadıkça bana hiçbir şey sormayacaksın” dedi.
Birlikte yola çıktılar:
- Gemi Olayı: Yoksul denizcilerin gemisine bindiler. Hz. Hızır geminin bir tahtasını söküp deldi. Hz. Mûsâ: “İçindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın!” dedi. Hızır “Sana sabredemezsin dememiş miydim?” deyince Mûsâ unutkanlığını mazeret gösterdi.
- Hikmeti: İleride zalim bir kral eline geçen tüm sağlam gemilere el koyuyordu. Gemiyi kusurlu göstererek fakirlerin ekmek teknesini gasp edilmekten kurtardı.
- Çocuk Olayı: Bir kasabada oynayan masum bir erkek çocuğunu görünce Hz. Hızır çocuğu öldürdü. Hz. Mûsâ dayanamayıp: “Bir cana karşılık olmaksızın masum bir canı mı öldürdün? Gerçekten çok çirkin bir şey yaptın!” dedi.
- Hikmeti: O çocuğun anne ve babası mümin kimselerdi. Çocuk büyüyünce anne-babasını azgınlığa ve küfre sürükleyecekti. Allah o anne-babaya daha hayırlı ve merhametli bir evlat bağışladı.
- Duvar Olayı: Bir kasabaya geldiler. Kasaba halkı onları misafir etmedi, yiyecek vermedi. Buna rağmen Hz. Hızır, kasabada yıkılmak üzere olan yüksek bir duvarı karşılıksız tamir edip doğrulattı. Hz. Mûsâ: “İsteseydin bu yaptığına karşılık bir ücret alırdın” dedi.
- Hikmeti: Duvar, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti ve altında babalarından kalan bir define saklıydı. Babaları salih bir adamdı. Eğer duvar yıkılsaydı define ortada kalacak ve zayıf yetimlerin elinden alınacaktı. Allah, çocuklar olgunlaşana kadar definenin saklı kalmasını murad etti.
Hz. Hızır: “İşte sabredemediğin şeylerin içyüzü (te’vili) budur. Ben bunları kendiliğimden yapmadım” diyerek Mûsâ (a.s.) ile yollarını ayırdı (Kehf Suresi, 60-82).
Kıssanın Genel Özeti ve İman İlkeleri
- Görünene Göre Hüküm Vermemek: Hikmet ilmi (ledünnî ilim), olayların görünen yüzü ile ilahi arka planı arasındaki farkı öğretir.
- Hakkın Batıla Üstünlüğü: Firavun’un sahip olduğu ordular, sihirler ve dünya krallığı, Allah’ın bir tek âsâsıyla yok olup gitmiştir.
- Samimi İffet ve Teslimiyet: Zorluklar ve sürgünler karşısında sabredenler, çölden dahi ilahi lütuflarla çıkarılırlar.
