Hz. Sâlih (a.s.), Hicr bölgesinde (günümüzde Suudi Arabistan’ın el-Ula şehri sınırlarında yer alan Medâin-i Sâlih) yaşamış olan Semûd kavmine gönderilmiş bir ilahi elçidir. Semûd kavmi, Hz. Nûh Tufanı’ndan sonra helak edilen Âd kavminin halefidir. Kendilerine kayaları oyarak muazzam saraylar, sağlam evler inşa etme sanatı ve büyük bir tarımsal zenginlik verilmişti. Ancak bu nimetler karşısında şımarıp şirke düştüler ve taştan yonttukları putlara tapmaya başladılar.
1. Semûd Kavminin Yapısı ve Hz. Sâlih’in Daveti
Semûd halkı dağları oyup işleyerek kayalardan görkemli meskenler yapıyor, vadilerde bağlar, bahçeler ve pınarlar içinde müreffeh bir hayat sürüyordu. Yüce Allah, toplumun içinden asil, güvenilir ve akıllı bir genç olarak tanınan Sâlih’i peygamber olarak seçti.
“Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O sizi topraktan yarattı ve orayı imar etmenizi sağladı. Öyleyse O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin! Şüphesiz Rabbim yakındır, duaları kabul edendir.'” (Hûd Suresi, 61)
Kavmin ileri gelenleri ve seçkinleri (müstekbirûn), Hz. Sâlih’in davetine şaşırdılar. Onun gelecekte kendilerine lider olmasını beklerken, atalarının dinini terk etmeye çağırmasını hazmedemediler ve şöyle dediler:
“Dediler ki: ‘Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen biridin. Şimdi babalarımızın taptığı şeylere tapmaktan bizi men mi ediyorsun? Doğrusu biz, bizi davet ettiğin şeyden derin bir şüphe içindeyiz.'” (Hûd Suresi, 62)
2. Mucize Talebi ve Sert Kayadan Çıkan Dişi Deve (Nâkatullah)
Hz. Sâlih bıkmadan, gece gündüz kavmine samimiyetle tebliğde bulundu. Ancak kavmin kibirli elebaşları onu “büyülenmişlik” ve “yalancılık” ile suçladılar. Sonunda ona imkansız gördükleri bir teklifle geldiler: “Eğer gerçekten bir peygambersen, şu sert ve som kayanın içinden bize gebe ve mucizevi bir dişi deve çıkar!” dediler.
Hz. Sâlih, bu mucize gerçekleştiği takdirde iman edeceklerine dair onlardan kesin söz aldıktan sonra Rabbine dua etti. Allah-u Teâlâ kayadan olağanüstü özelliklere sahip dişi bir deve (Nâkatullah – Allah’ın devesi) çıkardı.
Kur’an-ı Kerim bu büyük imtihanı şöyle haber verir:
“Semûd kavmine de açık bir mucize olarak o dişi deveyi verdik ama ona zulmettiler (deveyi katlettiler). Biz mucizeleri ancak korkutup ibret alınsın diye göndeririz.” (İsrâ Suresi, 59)
Hz. Sâlih deve ortaya çıkınca kavmini uyardı:
“Ey kavmim! İşte size bir mucize olarak Allah’ın dişi devesi! Bırakın onu, Allah’ın arzında yesin içsin. Ona bir kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar!” (Hûd Suresi, 64)
3. Su Nöbeti ve İmtihanın Ağırlaşması
Mucizevi deve, kasabanın su kaynağını bir gün tek başına içiyor, ertesi gün ise kuyunun suyunu tamamen halka bırakıyordu. Deve su içtiği gün halka kendi sütünü veriyor ve sütü tüm kasabaya yetiyordu. Kur’an-ı Kerim bu adil paylaşımı şöyle açıklar:
“Onlara, suyun aralarında nöbetleşe olunacağını haber ver. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun.” (Kamər Suresi, 28)
Ancak devenin varlığı, bölgedeki otlakları ve suyu cömertçe kullanması, kalplerinde hastalık bulunan şakileri ve şehirdeki fesat çetesini rahatsız etti. Kur’an, şehirde bozgunculuk çıkaran dokuz kişilik bir çeteden bahseder:
“O şehirde dokuz kişi (çete başı) vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapar, düzeltmeye çalışmazlardı.” (Neml Suresi, 48)
4. Devenin Katledilmesi (Akr) ve Azap Tehdidi
Kavmin en azgın ve bedbaht adamı olan Kıdâr b. Sâlif, bu dokuz kişilik çetenin ve azgın önderlerin teşvikiyle kılıcını kuşanıp devenin peşine düştü. Devenin ayak damarlarını keserek onu vahşice katlettiler.
“Ancak onlar deveyi boğazladılar ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar. Dediler ki: ‘Ey Sâlih! Eğer sen gerçekten gönderilmiş elçilerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı getir bakalım!'” (A’râf Suresi, 77)
Devenin yavrusu ise dağa kaçarak kayalar arasında kayboldu. Hz. Sâlih, devenin katledildiğini görünce derin bir üzüntü içinde halkına son ihtarını yaptı:
“Sâlih dedi ki: ‘Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (üç gün sonra helak olacaksınız). Bu, yalanlanamayacak bir vaattir!'” (Hûd Suresi, 65)
Azgın kavim bu üç günlük mühletle alay etti. Hatta gece baskını yapıp Hz. Sâlih’i ve ailesini de öldürmek üzere tuzak kurdular. Fakat Allah onların tuzağını boşa çıkardı (Neml Suresi, 49-50).
5. Korkunç Helak: Sîha (Korkunç Ses) ve Racfe (Şiddetli Sarsıntı)
Vaat edilen üç günlük sürede Semûd halkının yüzleri günden güne değişti: Birinci gün yüzleri sarardı, ikinci gün kızardı, üçüncü gün ise simsiyah oldu.
Dördüncü günün sabahında ilahi azap üzerlerine çöktü. Cebrail (a.s.) üzerlerine gökten kulakları patlatan, yürekleri parçalayan dehşetli bir çığlık (Sîha) haykırdı. Aynı anda yerden şiddetli bir deprem ve sarsıntı (Racfe) şehri altüst etti. Y yıldırımla çarpılmışa döndüler.
“O zulmedenleri ise o korkunç çığlık (Sîha) yakaladı da yurtlarında diz üstü çökmüş olarak kalakaldılar. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. Haberiniz olsun, Semûd kavmi rahmetten uzaklaştırıldı!” (Hûd Suresi, 67-68)
Yüce Allah, Hz. Sâlih’i ve ona iman eden az sayıdaki mümini bu helaktan mucizevi bir şekilde kurtardı. Hz. Sâlih helak olan kavminin cesetleri arasından ayrılırken hüzünle şöyle fısıldadı:
“Sâlih onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: ‘Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz!'” (A’râf Suresi, 79)
6. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hicr Bölgesi İle İlgili Hadis-i Şerifi
Tebük Seferi sırasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ordusu, Semûd kavminin helak edildiği Hicr bölgesinden geçerken Sahâbe-i Kirâm’a şu uyarıda bulunmuştur:
“Kendilerine zulmeden şu insanların yurtlarına ancak ağlayarak girin! Eğer ağlayamıyorsanız oraya girmeyin ki, onların başına gelen musibet sizin de başınıza gelmesin!” (Buhârî, Salât 53, Enbiyâ 17; Müslim, Zühd 38)
Hz. Peygamber (s.a.v.) ayrıca oradaki kuyulardan su alınmasını ve o suyla hamur yapılmasını yasaklamış, alınan suların develere yedirilmesini emretmiştir.
Kıssadan Alınacak İnanç ve Zihniyet Dersleri
- Nimete Nankörlük Helak Getirir: Sanat, mimari, medeniyet ve ekonomik zenginlik insanı şımartmamalı; bilakis şükre sevk etmelidir. Nimetin kaynağını unutan toplumlar çökmeye mahkûmdur.
- Kutsal Sembollere Saygı: Allah’ın nişanesi ve emri olan şeylere (ayetin ifadesiyle
Nâkatullah/ Allah’ın devesine) zarar vermek, doğrudan ilahi iradeye meydan okumaktır. - Suskunluğun Sorumluluğu: Deveyi tek bir kişi (Kıdâr b. Sâlif) boğazlamış olsa da, toplum bu cürüme ses çıkarmadığı ve onayladığı için azap hepsini kuşatmıştır. Kötülüğe rıza göstermek, kötülüğe ortak olmaktır.
- Fesat Çetelerine Karşı Uyanıklık: Toplumu ifsat eden, değerleri bozan “dokuz kişilik çete” misali yıkıcı odaklara karşı toplumun basiretli olması hayati önem taşır.
