HZ. ÜZEYİR (a.s.)

HZ. ÜZEYİR (a.s.)

20/09/2026 — admin

Yüz Yıl Süren İlahî Uyku, Eşeğiyle Birlikte Diriliş Mucizesi ve Yahudilerin Aşırı Gitme (Guluw) Sınavı

Hz. Üzeyir (a.s.), İsrailoğulları’nın Babil Sürgünü sonrasında inanç, hidayet ve toplumsal toparlanma süreçlerinde çok kritik bir rol oynamış mübarek bir ilahi rehberdir. İslam alimlerinin çoğunluğuna ve müfessirlere göre o, İsrailoğulları’na gönderilmiş bir peygamberdir; bazı alimlerce ise derin hikmet ve keramet sahibi büyük bir velidir.

Kur’an-ı Kerim, Hz. Üzeyir’in şahsında iki devasa hakikate dikkat çeker:

  1. Yüz yıl ölü kaldıktan sonra tekrar diriltilme mucizesi üzerinden ahirete, yeniden dirilişe (Ba's ba'del-mevt) dair sunulan somut kanıt.
  2. Kavminin ona duyduğu aşırı sevgi ve hürmeti saptırarak onu “Allah’ın oğlu” ilan etmeleriyle düşülen Hıristiyanlığa benzer tevhid sapması.

1. Yıkılmış Bir Şehir, Gönülde Doğan Bir Soru ve Yüz Yıllık İlahî Uyku

M.Ö. 6. yüzyılda Babil Kralı Buhtünnasır (II. Nebukadnezar), Kudüs’ü işgal etmiş, Süleyman Mescidi’ni (Mescid-i Aksâ) yakıp yıkmış, Tevrat nüshalarını yakmış ve İsrailoğulları’nı Babil’e sürgün etmişti. Sürgün dönemi bittikten ve Kudüs harabe haldeyken Hz. Üzeyir, bindiği eşeği ve yanına aldığı bir miktar yiyecek/içecekle (incir, üzüm ve meyve suyu) bu ıssız, duvarları çökmüş şehre uğradı.

Çatısı çökmüş, kemikleri ufalanmış insan kalıntılarını ve harabeleri gören Hz. Üzeyir; Allah’ın kudretini inkâr etmek için değil, bu dirilişin keyfiyetini ve hikmetini tefekkür etmek maksadıyla içinden şöyle geçirdi:

“Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki; çatıları çökmüş, tavanları üstüne yıkılmış ıssız bir kasabaya uğramıştı. ‘Allah, burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?’ demişti…” (Bakara Suresi, 259)

Bunun üzerine Yüce Allah, hem ona hem de kıyamete kadar gelecek insanlığa dirilişin kudretini göstermek üzere onun canını aldı. Hz. Üzeyir, ıssız harabeler arasında tam yüz yıl boyunca ölü bir vaziyette kaldı.

2. Yüz Yıl Sonra Diriliş: Yiyeceklerin Bozulmaması ve Eşeğin Rejenerasyonu

Yüz yıl geçtikten sonra Yüce Allah, Hz. Üzeyir’i tekrar diriltti ve ona bir melek vasıtasıyla sordu:

” …Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti. ‘Ne kadar kaldın?’ diye sordu. O: ‘Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldım’ dedi…” (Bakara Suresi, 259)

Hz. Üzeyir, sabah vefat edip akşama doğru diriltildiği için sadece birkaç saat uyuduğunu sanmıştı. Ancak Yüce Allah ona zamanın ve maddenin üzerindeki mutlak hakimiyetini gösteren şu iki mucizeyi izah etti:

” …Allah buyurdu ki: ‘Hayır! Yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak; henüz bozulmamış! Bir de eşeğine bak! (Kemikleri bile çürüyüp dağılmış). Seni insanlara bir ibret ve mucize kılmak için böyle yaptık. Şimdi şu kemiklere bak, onları nasıl bir araya getirip birleştiriyoruz, sonra da üzerlerine nasıl et giydiriyoruz!’ “ (Bakara Suresi, 259)

Hz. Üzeyir gözlerinin önünde cereyan eden bu muazzam mucizeye şahit oldu: Yüz yıl geçmesine rağmen yanındaki meyveler ve içecek çürümemiş, tazeliğini korumuştu (Zaman durdurulmuştu). Diğer taraftan eşeğinin çürümüş, toz haline gelmiş kemikleri ilahi bir rüzgârla bir araya geliyor, üzerlerine damarlar, kaslar ve etler giydiriliyor, ardından içine ruh üflenerek canlı bir şekilde ayağa kalkıyordu (Zaman hızlandırılıp diriltilmişti).

Bu muazzam kudret tecellisini gözleriyle gören Hz. Üzeyir, tam bir teslimiyetle şöyle haykırdı:

” …Her şey kendisine apaçık belli olunca dedi ki: ‘Artık biliyorum ve tasdik ediyorum ki Allah, her şeye hakkıyla kadirdir!’ “ (Bakara Suresi, 259)

3. Kudüs’e Dönüş, Tevrat’ın İhyası ve Şirk Sınavı

Hz. Üzeyir dirildikten sonra Kudüs’e döndü. Yüz yıl önce bıraktığı insanlardan kimse kalmamış, torunlarının torunları yaşlanmıştı. Onlara kendisinin Üzeyir olduğunu söyledi. Halk inanamadı; çünkü Babil işgalinde Tevrat nüshaları tamamen yok edilmiş ve Tevrat’ı ezbere bilen tek kişi olan Üzeyir kaybolmuştu.

Çok yaşlı bir kadın, “Eğer sen gerçekten Üzeyir isen, kaybolan Tevrat’ı bize ezberden yazdır” dedi. Hz. Üzeyir, hiçbir eksik bırakmadan Tevrat’ı zihninden tek harfine kadar sayfalar halinde yazdırdı. İsrailoğulları Tevrat’ın aslıyla karşılaştırınca hiçbir fark olmadığını gördüler.

Ancak bu büyük mucize ve ilahi lütuf karşısında basiretleri bağlanan İsrailoğulları, sevgi ve tazimde aşırı giderek (Guluw hatası) Tevbe Suresi’nde beyan edilen büyük teolojik sapmaya düştüler:

“Yahudiler: ‘Üzeyir Allah’ın oğludur’ dediler. Hıristiyanlar da: ‘Mesih (Îsâ) Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri sözlerdir ki, daha önceki kâfirlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da saptırılıyorlar!” (Tevbe Suresi, 30)

İsrailoğulları, Yüce Allah’ın bir kuluna bahşettiği mucizeyi tevhid şuuruna erdirecek bir ibret olarak görmek yerine, şirke düşerek Hz. Üzeyir’e uluhiyet/ilahlık isnat etme hatasına düşmüşlerdir.

4. Hz. Üzeyir İle İlgili Hadis-i Şerifler

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), geçmiş ümmetlerin peygamberleri ve gayb ilmiyle ilgili konularda edep çizgisini koruyarak Hz. Üzeyir hakkında şöyle buyurmuştur:

“Bilmiyorum; Tübba’ lanetlenmiş bir kimse midir, yoksa değil midir? Yine bilmiyorum; Üzeyir bir peygamber midir, yoksa değil midir?“ (Ebu Dâvûd, Sünnet 13; Hâkim, el-Müstedrek, II, 15)

Bu hadis-i şerif, Efendimiz’e (s.a.v.) vahiy ile kesin bilgi bildirilmeden önce ifade edilmiş olup, İslam alimlerinin genel kanaati Hz. Üzeyir’in İsrailoğulları’nın büyük peygamberlerinden biri olduğu yönündedir.

Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.), dinde aşırı gitmenin (şahısları ilahlaştıracak kadar yüceltmenin) helak sebebi olduğunu belirtirken şu ikazda bulunmuştur:

“Hıristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı aşırı övüp ilahlaştırdıkları gibi siz de beni aşırı övmeyin! Şüphesiz ki ben sadece O’nun bir kuluyum. Öyleyse benim için ‘Allah’ın kulu ve Resûlü’ deyin!” (Buhârî, Enbiyâ 48)

5. Kıssadan Alınacak İlâhî ve Zihniyet Dersleri

  1. Öldükten Sonra Dirilişin (Ba's) Somut Kanıtı: Hz. Üzeyir’in yüz yıl ölü kaldıktan sonra eşeği ve yiyecekleriyle diriltilmesi, ahirette bedenlerin nasıl dirileceğine dair şüpheye yer bırakmayan ilahi bir laboratuvardır.
  2. Zaman Maddenin Efendisi Değil, Allah’ın Kuludur: Yüce Allah aynı mekânda yiyeceklerin bozulmasını durdurarak zamanı dondurmuş; eşeğin kemiklerini dirilterek zamanı hızlandırmıştır. Kudret-i İlahiyye için hiçbir fizik kuralı engel değildir.
  3. Sevgi ve Tazimde Aşırı Gitme Tehlikesi (Guluw): İnsanların bir peygambere veya veliye duyduğu sevgi, onu Allah’ın eşi, ortağı veya oğlu ilan etme boyutuna varmamalıdır. Din tarihindeki en büyük şirket sapmaları (Yahudilerin Üzeyir’e, Hristiyanların İsa’ya “Allah’ın oğlu” demesi) sevgideki ölçüsüzlükten doğmuştur.
  4. İlmin ve Kitabın Korunması: Hz. Üzeyir’in Tevrat’ı zihninde taşıyarak topluma yeniden kazandırması; ilahi vahyin kaybolduğu fetret dönemlerinde bir tek alimin ve hafızın bile bütün bir medeniyeti ihya edebileceğini gösterir.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir